Yüz etiği, can sıkıntısı, işkence ve politika ötesi:Ne alaka?

by

Politika toplumun ta kendisidir, yüz yüzeliktir, yüz yüze erdemin gerçekleştiği tarihsel ara yerdir, politika her şeydir...

Daha başlığından itibaren dikkatimi çeken ve Irak’taki Amerikan askerlerinin yaptığı işkence konusu üzerine kurgulanmış olan bu yazi, ilk okuduğumda bana “ilginç” gelmişti.Ama hoşuma gitmeyen bir tat da bırakmıştı bitirdiğimde, su yukarda aktardığım sözlerinden olsa gerek: “Politika her şeydir” ile “politika hiç bir şeydir” aynı ölcüde yavan tatlar bırakır insanda.Sonra bir daha okudum, ve yavanliktan öte bir tatsizlik oldugunu hissettim bu kez, “alla alla iyi de ne alaka?” diye geçirdim aklımdan ve bir daha okudum.Sonuncusunda, can sıkıntısını, politik kötülüklerin kaynağı olarak okuyan bir politik mantikla karsi karsiya oldugumu farkettim.Can sıkıntısından muzdarip bir kişi olarak, hazir bu sebeple uyku da tutmamisken, cevap hakkımı kullanmak istiyorum şimdi.Sataşma var!

Politikanın toplumun ta kendisi olduğunu verili halde kabul etmek zor değil; ancak bu tamamen olumlanacak ve kabul edilecek bir şeydir anlamına gelmemelidir;yani, politik düzlem, kendi basina, “yüzyüze erdemin gerçekleştiği tarihsel ara yer” olarak işaretlenemez.Oysa yazının ana kurgusu tam da bu: Politik olan iyidir, kötülük ötesinden gelir. Burada sözkonusu edilen politika’nın ötesinde ise, kötülügün kaynağı olarak can sıkıntısı durmaktadır: “Skandalın ertesinde yayımlanan belgelere göre bu, sadizmin, eğlencenin ve can sıkıntısının zehirli bir karışımıydı. Amerikan işkence muhafızlarının ‘canı sıkılmıştı'”. Nasıl bir mantık yürtüldügü açık olsa gerek:Konu işkence ve yazarlarımız bunu politika ötesi bir durum olduğunu söyledikleri can sıkıntısıyla açıklıyorlar.

Toplumsalın politik olan ile eşitlenmesi, bu varoluş düzleminin sorgulanma dışı olduğu, bütün meselelerin bundan sonra, yanı onun tartışılmaz meşruiyet zemininde yürütülmesi gerektiği anlamına gelemez. Toplumsal ve politik alan, tam da bu haliyle temel varoluşu açısından sorgulanmak durumundadır. Böyle bakıldığında, mevcut toplumsal=politik dünyada ki kötülügün politikasızlık ya da politikadışılıktan (bunlar sorunlu ifadeler ama terimleri yazida kastedildigi anlamda kullaniyorum) kaynaklı olmadığı anlaşılabilir.İşkence politik düzlemin ürettiği pratiklerden biridir, ve politika ötesi olarak addedilen zamanımızdan önce de vardı.

Can sıkıntısı, kaynakları doğru anlaşıldığında, politik varoluşun da iflas ettiği yerdir elbette; ama bu iflas, iflasın kendisinin ortaya çıkmasından önce mevcuttur. Can sıkıntısı, unutulan (unutulmak istenen) boşluğun, ya da daha açık bir deyişle, hiçliğin ve nedensizliğin geri dönüsüdür. Orada artık politik bağlanmışlıklar da hükmünü yitirir; ancak işkence olgusu bu hükümsüzleşmenin bir sonucu değildir; aksine (yüzyüze erdem‘in ifadesi olan) yüz, başkaşının indirgenemez ötekiliği olarak ancak bu hükümsüzlükte gerçek anlamda kendini duyurur (ya da duyurabilir). Oysa, politik olan (ya da alan), ötekinin öteki olarak varoluşunu mümkün kıldığı ölcüde ve kıldığı anda, onu tehlikeli bir varlığa da dönüstürür. Ötekinin inkarı ve bastırılmasıyla ilişkisiz bir ilişki durumu yaratılır bu zeminde.Yüzyüze ilişkide ötekinin yüzü silinir; işkencenin devreye girdiği yer, tam da politik olanın hepimizi mahküm ettiği yüzsüzlügün en uç noktasıdır.Etik ile siyaset arasında Levinas’tan hareketle tahayyül edeceğimiz bir durum daha var değildir.

İşkenceci canı sıkılan politika dışı bir varlık değil, aksine en bitkin aninda bile amac dolu politik bir varlıktır.İşkenceci, bilinçli ya da bilinçsiz olsun politik bir özne olarak görevinin başındadır.Burada reddedilen, kabul edilmeyen, onaylanmayan, tehlike addedilen, ötekinin yüzüdür.Can sıkıntısıyla işkence araşında bir bağ kurulmaz demiyorum, ama bu bağ ancak politika dolayımıyla kurulabilir.Ötesinde, can sıkıntısı, politik bağların köktenci anlamda cözüşmesi ve anlamanın kurumasidir.

Verili toplumsal=politik düzlemin temel varoluşu bakımından felsefi terimlerle her tür meşrulaştırma girişimi bu anlamda tehlikelidir; bu tür girişimler şiddeti, kıyıcılığı, saldırganlığı, savaşı, insanın insan yönelik yıkıcılığını politika dışılık ya da bir eksiklik yeri biçiminde tariflenilen politikasızlık zemininden üreyen şeyler olarak işaret etmektedir, ki oysa durum tam olarak tersidir.Bütün bunların ortaya çıktığı, beslendiği, geliştiği kaynak verili halde toplumsal=politik alandır.Bu alanın tam da bu sorunların kaynağı olarak da sorgulanması, toplumsalın-politikanın sonrasının, ötesinin aranması, politikadışılığın ve daha önemlisi politika karşıtlığının benimsenmesi meşrüdür.Sorun “ilişkisizlik” değil, mevcut toplumsal=politik alanda ilişkililiğin belirli bir şekilde kurgulanmış ve kişilerin ona göre zaten konumlandırılmış olmasıdır.

Can sıkıntısı, politikanın sona ermesidir de, ama daha öncesinde, ve daha temelinde, Cioran’i hatirlarsak „kendi kendine yarılan zamanın içimizdeki yankısıdır“ o ya da daha belirgin bir degisle „boşluğun açığa çıkışıdır, hayatı destekleyen –ya da icad eden- o eski sayıklamanın kurumasidir“. İşkence, buradan hareketle söylecek olursak, can sıkıntısının değil ama hayatı icad eden sayıklamanın bir ürünüdür, yani herhalükarda belirli bir toplumsal politik varoluş biçiminin tezahürüdür. Dolayısıyla bakmamız gereken yer, o eski sayıklamaların kendisi, yani öncelikle süregelen toplumsal ve politik alan’dır. Irak’taki işkence pratiği, orada „yeni bir düzen kurma“ hedefinin parçası değilse nedir ki? İşkenceyi orada, „sadizmin, eğlencenin ve can sıkıntısının zehirli bir karışımı“ olarak meydana getiren, şu halde, politik alanın kendisidir, tersi değil.Yani efem, Amerikali muhafizlar, can sıkıntısıyla politika ötesine savrulmus olduklari icin, eglence olsun diye Irak’li esirlere iskence yapiyor degillerdir, yaniliyor muyum?Cünkü, açık olsa gerek: işkence, „düzeni korumakla“ ya da doğrudan „düzeni kurmakla“ ilgili bir hedeften kaynaklanır, ya da her zaman onun baglantilidir, ki bu konumun, belirtildiği anlamda, can sıkıntısından, yani devasız nekahatten muzdarip insanlarca işgal edilmediği açıktır.

 

Reklamlar

4 Yanıt to “Yüz etiği, can sıkıntısı, işkence ve politika ötesi:Ne alaka?”

  1. tolga Says:

    “Yani efem, Amerikali muhafizlar, can sıkıntısıyla politika ötesine savrulmus olduklari icin, eglence olsun diye Irak’li esirlere iskence yapiyor degillerdir, yaniliyor muyum?”

    Evet ve Hayir.
    Evet. Amerikali muhafizlar politika otesine savrulmus degillerdir. Sizin de cok iyi belirttiginiz gibi politik duzlemin tam kose noktalarindadirlar, limitlerindedirler. Ki bana kalirsa o limitler bizzat o duzlemi belirleyen tekil noktalardir, o yuzden basbayagi politiktirler.

    Hayir. Elbette eglence olsun diye iskence yapiyorlar. Eglencenin politikanin onemli bir ayagi oldugunu akilda tutarsak ya da daha dogru bir deyimle eglencenin o politik tavrin (sizin orneginizde iskence) desteksel gucu (support) olarak gorursek, iskenceci politikayi eglenceli hale getirmenin yolunu bulmustur, diyebiliriz.

  2. kacakkova Says:

    tolga tesekkürler,

    iyi bir noktaya degindin gercekten.
    Eglence de politik bir konudur ve böyle okunursa amerikan askerlerinin iskencesinin politik niteligi aciklik kazanir.

    yorumunu okuyunca bunu böyle düsünmemiz gerektigi acik görünüyor.

    yazarken dogrusu bu yanini hic aklima getirmemistim.aklimda, iskencenin eglence olmak noktasindan aciklanamayacagi gibi seyler vardi, ama asil ilgim can sikintisi ile ilgili yoruma odaklandigi icin buna cok dikkat etmedim.iyi oldu yorumunuzun gelmesi.

  3. Tansel Güçlü Says:

    Açıkçası ben de biraz sizin gibi düşünüyorum. Bülent hocayla tanışmışlığım ve konuşmuşluğum vardır. Sayfamda gördüyseniz bizim kongrenin bilim kurulundadır. Aslında bunu biyerlere not edeyim de sorarım. Hatta burayı direkt kendisine yollayabilirim de :)) Tolgaya katılıyorum. Politik düzlemin içerisinde işkencenin yeri bence de tartışılmaz, işkencecinin bunu bilinçli şekilde yapması da gerekmez. Zaten veri sistemde konumları itibariyle bu işkenceciler, rasyonel olmanın gereğini yerine getiriyorlar bir bakıma. Can sıkıntısı politik düzlemin boşluğunun doğurduğu birşey değil bizzat onu içeren ve o sıkıntıyı (veya her ne ise) belli bir noktaya kanalize eden (burada asker ve işkence diyebiliriz, özgül koşullar onu gösteriyor) “rasyonel” bir süreçtir. Şimdilik böyle düşünüyorum. Bu bakımdan hem evet hem de hayır oluyor cevabım.

  4. kacakkova Says:

    öncelikle hosgeldin tansel,

    vakit buldukca “Iktisatci gözüyle” meselelerin nasil göründügüne bakiyorum, okudugum yazilari cok hos buldum acikcasi….

    Bülent hocaya sözkonusu yazi dolayisiyla sorulacak epey bir soru var.denk gelince bir sprunuz efenim…

    “can sikintisi politik düzlemin boslugunun dogurdugu bir sey degil” ben ce de, hatta daha kuramsal bir noktadan düsünürsek, “anlamsiz” bir duygu olarak can sikintisi, anlamlandirma girisimlerinde acilan gediktir,bunun bosa cikmasidir…bunun ayni zamanda politik düzlemi sekteye ugratan bir sey oldugunu da söylebiliriz…

    bizim hocalarin yazisindaki sorun daha cok buradan sonra basliyor.

    cünkü eger böyle anlasilirsa, acikca politik düzleme ait olan iskencenin can sikintisiyla ilgisini hocalarin dedigi gibi kuramayacamiz aciktir.can sikintisi, evet, yüzyüze iliskinin askiya alinmasi olarak degerlendirilebilir bir yerde, ama iskencenin cikarsanabilecegi yer burasi degildir.

    iskence olsa olsa yüzyüze iliskinin perdelenmesidir…. ötekinin öteki olarak bir tehlikeye dönüstürülmesi ve düsmana cevrilmesinin uc tezahürlerinden biridir…yani ,mevcut halde politik varolus bicimimizle dogrudan iliskilidir…

    bunlardan dolayi yazinin temel teorik varsayimlari cok iyi görünmüyor acikcasi….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: