Mit uns selbst allein

by

Elhamdülimmanuelah, yazar olmuşum mutlaktöz’de. Yeni yazı yerine Aydın’ın dünkü yorumunu tekrar postalayım diye düşündüm. Yorumlarımızı da buraya taşıyabilir miyiz acaba?

insan ve yemeği

Mit uns selbst sind wir allein.
Mit anderen meist auch ohne uns.
Aus beidem muss man heraus.

Ernst Bloch, Spuren (1918)

“Aşk mümkün mü” başlıklı yazı; girişi itibarıyla bile hemen ilgimi çekerken, bir an şaşırdım. Çünkü kaçakkova tavuğunu önceki akşam benim mutfağımda yedi. Önce üzüldüm, sonra anladım ki bu yazının yazarı kaçakkova değil de, dillere destan Hint desenli tavuk sotesinden mahrum kalan arkadaşımız ajnu’dur.
Bazı savları açısından şiddetli protesto kayıt etmeden geçemeyeceğim, aynı zamanda etrafında döndüğü temel duyguyu çok iyi tanıdığım bu yazıya hevale hejaye Erinst Bilox’tan çaldığım bir sözle karşılık vermek istiyordum; temel güdülerine geri fırlatılmış, yaradanın karşısında çıplak duran insankızıveoğlu’na destek olmak amacıyla belki de.
Aylardır yalnız yemek yemekten tiksiniyorum, çoğu akşam mahallemdeki tüm büfe ve lokantaların camlarına bakarak sonra öfkeyle dönüyorum. Fakat bunun hayvan ile insan, kültür ile vahşet arasındaki ince cızgı ile ilgili olduğunu hiç düşünmemiştim. Kaldi ki seçeneğim olduğu mertebe bu cızgının öte tarafında kalmayı tercih ederim…
Tam tersine, bedenselliğinle yalnız kalmanın, yüzleşmenin en gelişkin ve derin kültür tekniklerini gerektirdiği, başka insanlarla, gıyabında olsa da, en yaşanır ilişkilerin kurulabilindiği bir alan olduğu kanısındayım.
Zorunluluk mu tercih mi, bu işe epey bir emek verdiğimi düşünsem bunun, somut insanlarla birlikte ve insanlara yönelik verdiğim nice emekten farklı olarak, halen yaptıklarımla gurur duyduğum bir alan olduğu sonucu ortaya çıkar. Dervişleri, rahip ve rahibeleri ve bi ara çok tartışılan inziva olgusunu bi düşünelim. Yaratıcıları oldukları kültürlerde hangi malzeme ve alet varsa hepsini yanına almış, çığlık ata ata yiyip içen hoyrat insan topluluklarından soyutlamışlardı kendilerini. O halde güdülerin sırıtışı, bedenselliğin utancıyla yüzleşmeye girerken aslında sadece kendinle değil, senden önce yaşayan sayısız kuşak ve bireyle temas kurma an’ını yaşayabilirsin diye düşünüyorum.
Olay, sadece bunu yaparken başvurduğun, devamcısı olduğun kültür teknikleri – şiir, müzik, tefekkür, disipline ediş (nefsini terbiye etmek derler ya), bir anti duruşunu geliştirip, dünyayı kendi açından anlamlandırma gibileri – kapsamıyor. Yüzleştiğin çünkü sadece sen olmuyorsun, doğa ismi takılan muğlak şey de hiç değildir. Dağıtmış bıraderimiz Nick Cave’in bi şarkısında ifade ettiği gibi, idamını bekleyen bir insan, çorbasında Hz. İsa’nın yüzünü görür, yemeğinden saldırgan kanca kemikleri çıkar, servis arabasının tekerlekleri bile şer işleyen varlıklara dönüşür (“The Mercy Seat”).
Yani şunu demeye getirmek istiyorum ajnu: İğrenerek didiklediğin yine ötekilerdir. Tavuğun bacağı ya da kendi dişlerin değil de, toplum halinde yaşadığın insanların maskeli suretleridir kanımca.

Henüz Marksizmin ortodoksluğuna sarılmamıştı Ernst Bloch ‘Spuren’i yazarken. Daha genç, dışavurumculuğun heyecan veren etkisinde kalan bir yazardı. Ve her seferinde ruhuma dokunmasını başaran bir söz bıraktı (kültür teknikleri dedik ya… bu blog’ta olduğu gibi düşüncelerini ortaya bırakıp başkalarına sunmak…) –Gümüşuyu’ndan Dolmabahçe’ye inerken parktan sonra bi câmi ve çay bahçesi görünüyor ya en çok orası aklıma gelir bu sözü hatırladığımda. Demek ki oralarda çok düşünmüşümdür: Kendimizle kaldığımızda yalnızız. Başkalarla kaldığımızda kendimizsizce yalnız oluruz çoğu zaman. Oysa ki kendisiyle kaldığında yalnız olmamayı öğrenen bir insan, kendisiyle birlikte başkalarla kalabilir.
Üff bee çok zor bi şey bu ve pek başardığımdan da emin değilim. Ama yalnız olduğumda kendimle kaldığımın farkındayım en azından. Kendi sesimi dinler, onun ifade ettiği ihtiyaçları tıpkı diğer insanların ihtiyaçları gibi karşılamaya veya reddetmeye çalışırım.
Sonra; bu soğuk kış geceleri ışıkların yandığı, gürültülü patırtılı eğlenildiği ev ve mekanlardan geçerken derim ki: ya kendimle birlikte girerim oraya ya hiç. Zoraki yeşilaycılığım sanırım bu konuda güzel şeyler de öğretmedi değil.
Çıktığında kendini aramak zorunda kalmayısın.

Ve de mastürbasyon. Konuyu açık olarak ele almamı bağışlayın. Kelime, hızlı solcuların daha az hızlı sandıkları solcular için kullandığı bir komik ifade çağrıştırıyor (hele kızlar söylemeye soyunurken çok gıcığıma gidiyordu): Bunlar mastürbasyondan başka bir şey yapmıyorlar diye… Peki orada tekeşli heteroseksüel ilişki biçimi ve netice aile kurumunun metafiziği yapılmıyor mu? Ulan senin “gerçek” seksin, “gercek” faaliyetlerin ve örgütlenmenin neresi erotik bre demagog diyesim geliyordu o zamanlar bile; içinde insanlar ne kadar kendileri olabilir ki diye ekliyorum bugün.

Cinselliği bir ışık, bir büyüye büründüren söylemlerden de hep kaçınıyordum. Kökeninde hep siyasi bir cinsellik rejimini dayatmaya çalışan, insanın karmaşık varoluşunu budalayan anlayışların sırıtışını görüyor, sen tavuk bacağından tiksindiğin gibi tiksiniyordum.
Modernizmin aşk cuntası…
(seni hâlâ seviyorum, Michel F.)
“Hayır bu yanlış yaşamda ütopiler de dahil tüm özlemlerimizi seslendiren ilişkiler kurulmaz kolay kolay” diyenleri idam hücrelerine kapatan mutlu çiftler cuntası… Çorbalarında bile kendi dıştalanmışlıklarını teyit eden mesihlerin sureti beyan ola bedbahtlara…
Mastürbasyondan iğrendiren anneler ve pedagoglar cuntası…

Belki sapık olduğumdandır da; ama aşkın o haline hiç inanamadım, sıcak bakmak şurada kalsın. Oysa aşk ya da eşq sözcüğünü ne kadar hoş kullanıyorlardı Farslar: Mevlana’mız ve diğerleri. Kendi bedenselliğinle yüzleştiren, var olan özlemlerinin tümünü katıp üstelikle yenileri de uyandıran bir kültür tekniği işte. İnzivada başlayıp evrenle bütünleşmeye götüren. Dostun bir zülfünde insanlık tarihinin cümle acısını dindirici bir dokunuşa kavuşturan.
Kültür sahibi denilen, yiyip içen hoyratların yaşam biçimini sırf maşukun ismini zikrederek cayır cayır yakan. Teninin tüm gözeneklerini frensizce yalnızlığın öpüşlerine sunduran.
Bunun da mı adı mastürbasyon olsun? Neyse…

Yalnızım. Bu akşam da. Ama mutluyum, garip bi şekilde. Hiç olmazsa beni aşan şiir çevirileriyle uğraşmıyorum…

Reklamlar

3 Yanıt to “Mit uns selbst allein”

  1. kacakkova Says:

    yorumlar orda kalsin, onlar ajnu’nun yazisina karsilik olarak yazildi, daha anlasilir olur….
    ama mevzuya buradan devam etmek mümkün.

    buradaki fotograf yedigimiz tavugun genclik halimi yoksa.yemeden önce fotograflarini mi cekiyorsun…

  2. tuhafiye Says:

    Evet tüm sapık katiller gibi kurbanlarımın fotoğrafını çekiyorum öncesinde.
    Yalnız gördüğün yediğin değildir. Yazın evime gelen bir mantardı…

  3. sufizeze Says:

    “ask mümkünmü” Zaman De Jä Vu…More…

    ajnu” arkadasimizin “Ask Mümkünmü?”yazisina bazi Felezof(tuhafIYE)tarafindan kimi noktalarda hemidem `zaruri`”bir siddetle” Ki bu ne celalldir?!Apar topar kendi tavuguna laf atildigini sanarak mi?.. olsa gerek bu celall!.. .elestirel yazisina DAIR….Öncelikle ortada bir SAV oldugu kanisinda degilim.Ajnu`nun tümüyle kendi öznelligiyle”yalnizlik veAsk “ikilemindeki Insanlarin anlik duygu gelgitlerine iliskin cabasini cesitli Disiplinlerle aciklamak oldukca zalimane bi durum.!!Kronik,Kaotik bir sürec olmasa gerek…hemen bir felezof tepkisi vermek “etrafinda dönen temel duyguyu”kacirmana yada yanlis algilamana sebep oldugu inancindayim !.Insanoglukizi kendi düsünce dizgesinin tamda karsitinda duygu ve davranislar sergileyebilirde bu tümüyle öznel bir cabadir .BUNLARI hemencik belirli dizge kaliplarinin, disiplinlerin icine sokmak ordan yaklasmak cogu zaman hayati karsilamiyor ne yazikki!!.Elbette ki bir tartisma acilabilinir!Idda ve sav`lar olusturulabilinir ve tabiiki sahip oldugumuz “kültür tekniklerini disiplinlerini kullanabiliriz ki kullanmamaktan baska seylere sahip degiliz.tamda haksizligin basladigi yer burasidir AJNU icin! Hem”GERCEK”dediginiz NEDIRKINE?!!..Bu Felezof yaklasimlari Zaruri bir siddetle kiniyorum…ve seni nikitaya havale ediyorum “TuhafIYE”..ASK MÜMKÜN`mü?sorusuna cesitli disiplinlerde cevap veren ne kadar insan var bimiyorum?buralarda aranmasi gerektirirmi onuda bilmiyorum!.ama ask denince simdilerde ilk aklima gelen DEJÄVU oluyor..beni o kadar yikip parcalayan yollara düsüren,kaybolma arzusyla kendi bedenimin ceperlerinde yitiren,sürekli gitme kavusma ve yeniden kendimden ve gittigim her yerden gitme duygusuyla yerlebir eden bu duyguya DEJAVU diyorum simdilerde…sOfu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: