Beşinci duvar:Özgürlük mü?

by

canım kardeşim,

manalı kartın geldiği akşam ya da bir gün sonra, tam hatırlamıyorum, fero’yu da alıp bizim gençlerle bir bara gittik. Orada sana bir kart karalamıştım içmenin bir aşamasında, ancak bir daha kart ortada görünmedi.çok içince sapıtıyor bazı kartlar, ara ki bulasın sonra.neyse.güzel bir barmen/garson kız vardı, ben evli barklı adamım elbette herhangi bir münasebetim olmadı, lakın fero ve masamızın diğer evsiz barksızları pek bir ihtimam gösterdiler kıza.filiz bile güzel buldu kizi anliyorsun degil mi, o kadar yani.yeter ki kız masamıza gelsin diye habire bardakları boşaltiyorlar, sonra kız geliyor dolduruyor.olacak iş mi, iç babam iç, bira/votka/tekila derken nasıl olduysa, bir kaybolmak arzusudur büyüdü bende.bir ağlamaktır gelip oturdu gösüme, ki çık derim çıkmaz…

sanıyorum kartındaki kederin tesiridir bünyede sırayet eden, bir ihtimal; ama biliyorum hadi len diyorsundur sen şimdi, sökül bakalım gerçek nedeni.evet,gerçek neden olarak neleri sıralamak mümkün değil ki, ama onu aslinda bilmiyoruz malesef, tam bilmiyoruz.gerçeği bilmiyoruz.bir gitmek, bir kaybolmak arzusunun gerçek nedenlerini kendimiz bilmiyoruz iste, daha ne olsun. kimse dememiş mı yahubunu.biri demiştir muhakkak, demiş olmalıdır, iste doğru demis, bilmiyoruz…

bir mapushane mektubundan daha gercek neden ne olabilir ki keder icin?

bu arada senin resmin şifresini de fero cözdü, söylemeden geçmiyeyim.ne şifresi diye düsünecek olursan, hemen söyleyeyim, şippadanak anlamış değiliz bu resminin ne olduğunu.ben öyle ne tür bir picasso atraksiyonu ya da sürrealizm çıkışı yapmışsın diye resmi oraya buraya çevirerek bakıp durmaktayım, fakat hiç bir sonuç alamıyorum; sanat tarihçisi filiz çeşitli çağdaş akımların iz düsümlerinden bahsetti ama kesin bir şey söyleyemedi o da, ne desin ki zaten; oliver ise bur resmin yanlis oldugunu belirtti, ne de olsa o bir alman, fero geldi sonra takkadana söyledi gerçeği, meğer havalandırmaymış burası.yuh yani.perspektif yerine oturunca her şey ne kadar basit görünüyor, oysa öyle şaşırdım ki, durumu anlayınca; yani insan nasıl bir yamuklukta bakar ki bu resimden bir şey anlayamaz. neyse ama ben yine de önemli bi felsefi sorunu bu vesileyle açık seçik belirtmiş olduğunu sezdim ayriyetten.Muhtemelen beşinci duvarın özgürlük olduğunu bildirmek istemiştin burada, dört gri bir mavi duvar, başka nasıl olabilir ki, “griyle mavi arasında gidip gelmekten yoruldum” deyişin bu bakımdan çok manidar…

neyse, ne diyordum yahu, gene kaçırdık lafın uçunu…ahah..
iste bir aglamak gelip oturdu gögsüme, bir gitmek arzusudur aldi ayaklarimi ki durmak mümkün degildir…eh gidis o gidis sonra…en yakin rezillige kosmusum…

haha…

sonra nasıl olduysa ben kör oldum ve kayboldum.bir filiz’in yüzünü, bir barış’in kafasının düsüsünü, fero’nun garson kız için “acaba bana maraba der mi?” bakışını ve senin dört gri bir mavi şu yukardaki resmini gördüm, nasıl olduysa, en son hatırladığım bu.ya da gördügüm dedigim seyler söylemedigim diger görüntüler gibi, belkide gördügümü sandigim sirada sadece bir hatirlamaydi, ve yalnizca tek bir görüntü vardi gercekte, bellegimi ve ruhumu kaplayan, bilincimi ve bakisimi dolduran tek bir görüntü, simsiyah bir ucurum, kör bir kuyu, onlara benzedigimiz dört duvar, bilmiyorum.emin değilim.hangisi hayaldı hangisi gerçek bilmiyorum.bir de kör olduktan sonra mı kayboldum, yoksa kaybolduktan sonra mı kör öldüm, hiç bir şey söyleyemem.içimde derinleştikçe derinleşen o gitmeleri alıp gitmişim…

bir cehennem olsaydi eger bulurdum mutlaka, yoktu…ya da kaybolmak mümkün olsaydi olurdum…olmadi…her adimda gördüm ki kör de olsam kendimi götürüyorum her yere…ellerim, ayaklarim, gözlerim, sesim, bilincim, zavalliligim iz birakiyor her yere…olmaktan korktugum her yere bu zavalli bu olasız beni götürüyorum, iste…

buralarda sokak yok, ne de sokak köpekleri, ki asklarin ve köpeklerin paramparca olacagi eski bir gerilla olabilesin; malum evropa, geniş uzun düzenli caddeler var; ee adam sen nasıl oldunda kayboldun desen açıklaması zor.ama sen o kadar düz bakmazsın meseleye, biliyorum; on metrelik gidip gelmelerde bile nice kaybolmuşluğumuz var ki, bilirsin iste, kaybolmaları. bir baktım ki başka bir boyuttayım.mekan başka, zaman başka, gerçek başka.ve her şey ayni.sonrası rezillik elbette.ama bu sonraki rezillikleri cok anlatmasam daha iyi olacaktır, muhakkak…

bir şekilde (yaşi kücük ama kocaman yürekli bir kiz bulup kucakladi beni, parcalarimi tasidi ve bir sandalyeye oturttu, önüme de bir kahve koydu millete haber vermeden önce) bizim ekiple buluştuk sonra yeniden, lakin herkes kaygılanmış korkmuş, yazıklar olsun dedim kendime senin yerine. kartına cevap yazmak fikri o geceden, yanı geçen haftadan aklımda var, o sebepten şimdi o olayları anlatarak yazıyorum.tuhaf degil mi?baska bir an’a odaklanarak da yazilabilirdi bu mektup, ya da baska bir duygudan hareketle de yeniden ifadelendirilebilirdi, ve o zaman bütün gercek baska türlü de söylenebilirdi tamamen.gelmiş geçmiş bir mevzu iste.üzerine bir kaç gece daha dağıtmamış olsam unuturdum ama olmadı, düşmenin sonu yok.ucurum, hep ayni ucurum arzusu…

muhtemelen pasaklı kontesi ben yanlış okumuşum; ağzını yarım metre yana eğerek sunturlu sessiyle can baba “ne kadar rezil olursak o kadar iyi” demişti ya, kastettiği bu olmasa gerek, yaşasaydı sıçardı ağzıma eminim.ben sanıyorum, bütün kitapları da yanlış okumuşum canım kardeşim.en çok da hayatı, belki.düşmek diyordum ya, o bile tam değil.düşersem, mutluluktan ağlayacağım mı demişti Beckett, bilmiyorum, benim beckett’im demisti, bu söz doğru.düşersem ağlayacağım.mutluluktan…

ne diyordum… iste, bizim fero bir maraba‘yı kapamadan kalkmak zorunda kaldı benim yüzümden, ama bir ara gidip bir ortam yaratacağız artık.telafisi mümkün.ondan daha kötüsü de var, kötüden de öte, bir felaket, ne yapsam o ucurumlardan dönüs olmaz; karanlığı ağlayan bir bakış gördün mü sen hic, öyle iste, bildiğim sözcüklerle konuşmak zor şimdi, geçmeliyim bunu…

gecmeliyim…

amma kalabalık yaptım, değil mi?lieseli kiz duyarliligiyla, utanmaksizin beckett’e siginip, agdali sözler söyleyerek üstelik.utanmaliyim.senin az öz, tam ayarında sözlerinin yanında başıbozuk sözlerle doldurduk burayı.yeter…

dün kutsal gündü, hıristiyan kişileri isa’nin doğum günüsünü kutladılar.törenler, ayinler, tütsüler.sabaha kadar canlar çaldı.kutsal bir gece olarak yaşandı, her şey. öpüşler ve yalnızlıklar bile, uykusuzluklar ve acılar bile, umarsizliklar ve bekleyisler bile.kutsaldi. peygamber İsa, bizim Oguz’a göre tuttunamayanların piridir. en tutunamayandır o. onun tutunamamasıyla bütün insanlık bir tutunma durumu edinmiştir,ki ulan böyle adalet olur mu be, diyesi gelir insanin,ama oluyor iste? yine de ben bu kutsal günde, bügünü ve geceyi kutsal kılan her şey için, bu kutsal tutunamayan kişiden şahsi olarak sen için bir özgürlük diledim, kocaman ya da bir avuc, biraz daha mavi.kendim için de mümkünse kücük bir dileğim olabilirdi, bagislanmak gibi, lanetlenmek gibi, kusmuklar icinde bogulmak gibi, bir bicakla kanirta kanirta kesilmek gibi, ama onu demesem daha iyi olur kanısındayım .o bizim kendi aramızda giz olarak kalsın.giz her zaman vardir.Witgenstien.gizemli olan dile getirilemeyendir mi demisti ne?ne alakasi var, siktir et.esasında yeni yılda, şimdiden söyleyeyim, daha bir kaç gün var ama, sana özgürlük gelsin, yeterdir….

fero’dan cümle selam ve sevgiler var.

kucakladim öptüm.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: