Cenneti Beklerken

by

Derviş Zaim‘in yeni vizyona girmiş olan Cenneti Beklerken adlı filmini arkadaşlarla izleme olanağımız oldu. Çeşitli sahnelerde yapılan itirazların ve hoşnutsuzluk beyanlarının ardından filmin sonunda genel kanı olarak filmin beğenilmediği gibi bir sonuç ortaya çıktı. Bir haksızlık olmasını istemem, çok çok kötü bir film olmamakla birlikte sözkonusu beğenilmeme durumunun filmin bekleneni vermemesinden kaynaklandığını belitmem gerek.

Derviş Zaim, 17. yüzyılda geçen bir aşk hikayesini, geri planda (Osmanlidaki) iktidar çatışmaları, doğu-batı sanatı, yasam-ölüm ikilemleri gibi temelar ekseninde kendine özgü bir üslüpla anlatmayı denemis. Bu bakımdan, yani tarihsel bir hikayeyi belirli bir doku icinde vermeye calismasi bakimindan belkide dikkat edilebilir. Lakin bu üslübun tam bir doygunluk ve ikna edicilik duygusu içinde verildiğinden ne yazık ki söz etmek zor.

Bu bağlamda ben de beğenmedim. Osmanlı sanatı ve kültürü hakkında seyircide doygunluk yaratılması hedeflenmiş ancak böyle bir doygunluğa ulaşılmıyor. Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı’ni andıran bir hikaye ve tematiklik var. Özellikle dogu-bati resminin ya da sanatinin sorunsallastirilmasi boyutunda bu hatirlaniyor. Hem Osmanlı sanatı hem de iktidarı konu ediliyor, ancak her iki konuda da tamam olmuş dedirten bir noktaya varılabilmiş değil.

Belki de sorun hem seyirciye ulaşmaya çalışılması hem de derinlik kaygısıyla hareket edilmesinden gelen ikili bir yönelimden kaynaklanıyordur. Bu tür kaygilarin sanatsal etkinligi bir yerde sabote ettigi, sahicilik zedelenmesine yolactigi söylenebilir. Doygunluk hissine sahip olmak isteyen eserlerin bu iki hedefle mesafesini iyi ayarlamis olaması gerektiği de eklenebilir buna sanıyorum.

Aslında güzel ve iyi bir hikaye yaklanmış, Oyuncular iyi oyuncular, ama yine de insanda olmamış dedirten yönler kaliyor filmin sonunda ve toplamda ortaya cikan duygu bu. Her şeyden önce fazlasıyla zorlanmış bir film gibi görünüyor. Hikaye zorlanmis, dil zorlanmis, oyunculuk zorlanmis…

İlk olarak kullanılan dilde bunu hissetmek mümkün. Kullanılan dil pek çok yerde, tuhaf bir yapmacıklık hissi veriyor ve bu da zorlanmisligi düsüncesini güclendiriyor. Cümlerin arasına serpiştirel eski türkçe ya da osmanlıcanın pek bir yavan kaçtığı ve filmin gerçeklik duygusunu zedelediğini söylemek gerek. Sürekli tekrar edilen “mecbur ve memurum” sözü hoş bir etki bırakmakla birlikte, genel ifadeler bakımından bizim kücük seyirci kitlemiz sık sık “ah hayır, hayır ” larla serzenişte bulundu. Bunun dışında diyaloglarda çoğu zaman olmamış bir yapaylık var.
cennetibeklerken

Bana en tuhaf, anlaşılmaz, filmin etkisini ve aurasını sabote edici gelen bölümler ise Valesquez’in resmi ortaya çıktıktan sonraki bölümlerden oluşuyor. Kimi zaman devreye giren çizgi film bölümleri aslinda hoş sahneler olarak kabul edilebilir, müzikle birlikte bu tür çizgi sahnelerin (yukarıda kücük bir örneğini görülen) sevimli, sempatik ve güzel olduğunu söylebiliriz. Bunlar filme belirli bir hareketlilik, canlılık ve akışkanlık sağlıyor ama filmi bunlarla kurtarmak olanakli degil.

Valesquez’in Nedimeler’inin orada ne işi olduğu, neden böyle bir tercih yapıldığıni anlamak olanakli görünmüyor. Çokça konuşulmuş, yorumlanmış, tartışılmış bir resmin zorla filme sokulması gibi duruyor bu bölüm. Yaratıcının (yönetmen, senarist, romancı) kendi tercihlerini yaparken neyi neden seçtiğine dair algısı farklı olabilir; muhtemelen Derviş Zaim’in resmi kullanmakla yapmayı istediği bir bir tartışma ya da değerlendirme mevcuttur. Ancak burada elde edilmek istenen dramatizasyonun acik oldugu söylenemez; aksine belirttiğim zorlanma hissinin doruk noktası bu resmin kullanım biçimiyle netleşiyor. Filmin zorlanmışlığı duygusunu güçlendiriyor bu sahnelerin geneli. Filmin kahramanı nakkas ustasının geçirdiği duygu ve düsünce evrelerine/dönüsümlerine/catismalarina tam olarak ulaşamıyoruz, hatta hic ulasamiyoruz; bundan da öte iktidara talip olmuş kişinin bu resmi ortaya çıkarması, ısrarla orada değişiklik yapılmasını istemesi sözkonusu ki, bu bir ilginçlik olarak görünmekten baska bir etki birakmiyor.

Sonuç olarak Tabutta Rövaşata gibi belleklerimizde yer etmiş bir filmin yönetmeni olan Derviş Zaim’den (ki şimdi filmin sitesinden öğrendiğimize göre, filme düsünceleriyle katkıda bulunan Hilmi Yavuz gibi önemli bir danışman grubunun da varlığını düsünürsek) daha fazlası beklenirdi, bunu söylemek mümkün. Ama yine de seyirlik bir film, yer yer hoş görüntüler, yer yer önemli ifadeler mevcut, görülmesi tamamen boşa zaman kaybı olmayacaktir. Elbette film insanın çektiği acılara, iktidar savaşlarına, acılı bir tarihe, bu tarihin sanatı ve kültürünü de dahil ederek el atmakta ve anlatmaktadır, bu bakımdan izlenmesi belki faydali olacak, ayrica yeni düsüncelere ve atılacak adımlara vesile olabilcaktır belkide, ancak evet tam olmuş dedirtecek türden bir film değil.

Reklamlar

3 Yanıt to “Cenneti Beklerken”

  1. sufizeze Says:

    böylesine iyi niyetli olmana anlam vermis degilim!.filme iliskin cikarsamalarin bana cem yilmazin son filmi icin (hokkabaz)söylediklerini animsatti cem yilmaz korkuc bir zekayla filmlerini inanilmaz pazarlar”nihayetinde söyledigi”bu fil`mimi milyonlar izlemesin 4 bin akilli insan seyretsin bana yeter”Niye bu kadar kendine eziyet ettinki!?..her anlamda kötü bir filmdi…insana “ilkokul cocuklari icin yapilmis gösterim” hissi veriyor…oldukca yavan..yapma dostum!!..SOFU..

  2. kacakkova Says:

    sinema kazansin…yerli mali yurdun mali…

  3. kacakkova Says:

    bir türlü düzenleyemedim su blogu!!…noooollcaaghh bu bizim hallarimiz?.
    –acemi blogcu sufi zeze’nin sözüdür, buraya tasinmistir, ehi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: