<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Mutlak Töz</title>
	<atom:link href="http://mutlaktoz.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://mutlaktoz.wordpress.com</link>
	<description>"Bütün, yanlıştır"</description>
	<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 07:46:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=MU</generator>
	<language>tr</language>
			<item>
		<title>elipsis</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/18/elipsis/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/18/elipsis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2008 09:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<category><![CDATA[arabesknağmeler]]></category>

		<category><![CDATA[masuniyetler]]></category>

		<category><![CDATA[sayıklamalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=804</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;içimde bir burgaçla uyanıyorum apansız. uğultulu kelimeler, söylenmemiş sözcük yaraları, ve söylenmiş sözlerin kırık döküklüğü, ödünç alınıp geri verilememiş kitaplar üzüntüsü, silinmeyen bakış izleri, ten izleri, acılık. dönüp duruyor gece. dünüp duruyor sabahlar. ben neden böyleyim sorusuna cevaplar arayan aklım, karanlıklara karışıyor. bana adımla seslenen sesin, adımı varediyor boşlukta. ve adımla varoluyorum yeniden yitip gitmeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8230;içimde bir burgaçla uyanıyorum apansız. uğultulu kelimeler, söylenmemiş sözcük yaraları, ve söylenmiş sözlerin kırık döküklüğü, ödünç alınıp geri verilememiş kitaplar üzüntüsü, silinmeyen bakış izleri, ten izleri, acılık. dönüp duruyor gece. dünüp duruyor sabahlar. ben neden böyleyim sorusuna cevaplar arayan aklım, karanlıklara karışıyor. bana adımla seslenen sesin, adımı varediyor boşlukta. ve adımla varoluyorum yeniden yitip gitmeden önce. <em>aslında konuşacak çok şey var</em>, diyoruz susmak için. kanayan onca söz içimizde cam kırıkları. konuşmanın imkansızlığı üzerinde duruyor oysa her şey. hep bir yanlışa varıyoruz. nasıl başlamı söze, bilmeksizin. susmadan önce. ve sonra. sessizliği örtünüyoruz. seni bulduğum her yerde biraz daha kayboluyorum. biraz daha özlüyorum sonra seni. eksik çıkıyorum bütün hesaplarda. <em>sus</em> diyorsun, susuyorum. anlıyorum bu susmak yazgısını. ben anlamak yorgunu, anlıyorum. karanlığı çünkü bulaştırmışım her yere. ellerim isli, yangınlardan kurtulmuş, bulaştırmışım. kir pas içinde dudaklarım. kabuk kabuk bu affedilmez. kötülük. herkes gibi ben de biliyorum. bir burgacın içinde uyanıyorum apansız, ağrılı uykulardan. sesin, uçurumları özleten bakışın biraz, karanlık merdiven başları soluğun, ağzından içtiğim suların sarhoşluğu, derinliklerinin yankısı, uçurum hep, uçurum. yokluğun dönüyor yongalar biriktirerek içimde. anlıyorum, geçilecek çöl benmişim, sonuna yolculuk edilen gece ben. bu beni sana bağlayan işte uçurum&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/804/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/804/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/804/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/804/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/804/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/804/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=804&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/18/elipsis/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>umutsuz bir şarkı</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/13/umutsuz-sarki/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/13/umutsuz-sarki/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 15:27:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[masuniyetler]]></category>

		<category><![CDATA[şiirler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=805</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;&#8230;..
Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.
Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.
Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.
Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!
Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı
seni yutmayan.
Yine de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8230;&#8230;..</p>
<p>Ey ısırılmış ağız, ey öpülmüş organlar,<br />
ey aç dişler, ey sarmalanan bedenler.<br />
Ey umut ve çabanın çılgın bağlanışı,<br />
içinde kaynaşıp umutsuzlandığımız.<br />
Ve sevecenlik, su ve toz kadar hafif,<br />
başlar sözcük belli belirsiz dudaklar arasında.<br />
Yazgımdı bu içinde geçti özlem yolculuğum<br />
ve orada yıkıldı özlemim, sende battı her şey!<br />
Ey yıkıntı uçurumu, içine düştü her şey,<br />
çekmediğin hangi üzüntü kaldı, hangi dalgalar kaldı<br />
seni yutmayan.<br />
Yine de seslendin, şarkı söyledin dalgalardan dalgalara.<br />
Dikilip bir gemici gibi pruvasında geminin.<br />
Çiçek açarsın şarkılarla hâlâ, hâlâ kırılırsın akıntılarda.<br />
Ey yıkıntı uçurumu, açık ve acı kuyu.<br />
Solgun kör dalgıç, derinliklerin bahtsızı,<br />
kayıp kaşif, sende battı her şey!</p>
<p>&#8230;&#8230;.</p>
<p>[pablo neruda]</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/805/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/805/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/805/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/805/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/805/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/805/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=805&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/07/13/umutsuz-sarki/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>hadi bakalım milletinizin keyfini çıkarın, kendin(iz)miş gibi</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/22/hadi-bakalim-milletinizin-keyfini-cikarin-kendinizmis-gibi/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/22/hadi-bakalim-milletinizin-keyfini-cikarin-kendinizmis-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2008 16:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[a-politik]]></category>

		<category><![CDATA[abes'te iştigal]]></category>

		<category><![CDATA[malumatfuruş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[ Türkiye, Hirvatistan maçını da kıl payı kazanınca, dünyanın her yerinde sanıyorum türk insanının vaziyeti az cok yine şuna benzer bir hal almıştır. Berlin de sabaha kadar süren patlamalar, bağırış çağırış, araba datdatları ve hengame içinde kutlandı bu &#8220;zafer&#8221;! Zaten günlerdir evlerde, sokaklarda, arabalarda ve insanların üstbaşlarında kırmızı beyaz bayraklarla donatılmış, süregididen “milli hezeyan”ın işaretleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal"><!--[if gte mso 9]&gt;  Normal 0   21   false false false  DE X-NONE X-NONE                           &lt;![endif]--><!--[if gte mso 9]&gt;                                                                                                                                            &lt;![endif]--> Türkiye, Hirvat<span lang="TR">istan maçını da kıl payı kazanınca, dünyanın her yerinde sanıyorum <em>türk insanını</em>n vaziyeti<span> </span>az cok yine <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=GaleriHaber&amp;Date=20.06.2008&amp;ArticleID=884482&amp;PAGE=9">şuna benzer</a> bir hal almıştır. Berlin de sabaha kadar süren patlamalar, bağırış çağırış, araba datdatları ve hengame içinde kutlandı bu &#8220;zafer&#8221;! Zaten günlerdir evlerde, sokaklarda, arabalarda ve insanların üstbaşlarında kırmızı beyaz bayraklarla donatılmış, süregididen “milli hezeyan”ın işaretleriyle soluk alıp veriyoruz. Kaçaçak yer yok! Olur ya bu hırs ile finale kalan bir türkiyeyi düşünmek bile istemiyorum. Türkiyedeki gibi daha kurşun ile yaralanmış ya da öldürülmüş kimse yok gerçi, ama bu hezeyandan sakınmak için kitlesel maç izlenme yerlerinden geçmek yerine yolu uzatmaktan başka çare kalmıyor. Milletin coşkusu, sevinci tamam<span> </span>da, o coşkuya kaynaklık eden ve dahası o coşku aracılığıyla da kendisini vareden ideolojik motifleri görüp hissedince durum değişiyor.<br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">İşi “hangi takım tutulur”u gerekçelendirmeye vardırmadan, milli takımı &#8220;milli&#8221; olduğu için tutmadığımı söylemek isterim yekten. Bu milliliğin aşırılığını ayrıca belirtmeye gerek var mıdır bilmiyorum. Ona karşı rakiplerini tutmayı da teklif etmiyorum kimseye. Gerekçelendirme işi pek bi sevimsiz noktalara varacaktır kaçınılmaz olarak. Sonuçta bu bahiste içiniz ferah bir şekilde destekleyebileceğiniz bir takım yoktur aslında. “Endüstiriyel futbol”a bir de “milli ruh” eklenince, orada futbol adına konuşacağınız şeylerin boyutları değişiyor ister istemez. Maçları izlerken heyecanlanmamak elde değil, kabul; oyun olarak futbol, ideolojik eklemlenmelerinin tamamından sonra yine de geriye başka bir şey olarak kalmaktadır ve bu onu basit formüllere indirgeyemeyeceğimizi gösterir. Futbolu, ideolojik eklemlenme durumlarından dolayı, bir iki formülle yadsıyan &#8220;sol düşünce&#8221; konuyu yanlış bir şekilde basitleştirmektedir kanımca. İyi futbol güzel bir şeydir. Sonuca göre bir <em>coşku patlaması</em>, bir <em>sevinç taşkınlığı</em> yaşanması da anlaşılırdır, ama o coşkunun motifleri işin rengini değiştiriyor dediğim gibi. Bizdeki <em>patlamanın</em> öteki boyutlarına bir kaç noktadan Orhan Tekelioğlu çok güzel değinmiş mesela (<a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;ArticleID=883480&amp;Date=21.06.2008&amp;CategoryID=42">bkz. efenim</a>). Türkiye maçlarında heyecanlanmaktan daha cok geriliyorum olmamın, sokaklarda yürürken sürekli yolu uzatmamın sebepleri başlıca bu ideolojik motiflerin dayanılmaz ağırlığıdır! (Elbette futbol-milliyetcilik ilişkisi Türkiyenin icad ettiği bir şey değil. İstenirse her ülkenin futbol dolayımındaki milliyetcilik seceresi ortaya dökülebilir rahatlıkla. Ama mesele bu değil şimdi).<br />
</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Diyorlar ki, “<em>yahu kacak seninki de iş mi, milli takımı milli olduğu için tutmayacaksan, o zaman hiç bir takımı tutmak mümkün olmayacaktır?</em>” Elbette. Herkes başkasının milli takımını tutsa belki bir parça işin rengi değişir gibi olacaktır ama gene aynı noktada durulmuş olunur sonuçta. Bu sebepten diyorum zaten, “<a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&amp;ArticleID=883973&amp;Date=21.06.2008&amp;CategoryID=83">hangi takım tutulmaya değerdir</a>”i konuşmadan önce -</span><span lang="TR"><em>milli özdeşleşmelerin</em> sağlanmasında futbolun yeri gibi- </span><span lang="TR">üzerinden geçilmesi gereken başka şeyler var diye. Bunun yanı sıra &#8220;bizim&#8221; milli futbolun durumu konusunda Orhan Pamuk tamamen haklıdır: yabancı düşmanlığından, aşırı doz milliyetcilikten, fatih terim gibi ultra sevimsiz-milliyetci bir teknik direktörden meydana gelen bir milli takım </span><span lang="TR">ve türk’ün varlığını dünyaya kanıtlamasıyla mutlu olmaya ve o mutlulukla ne yapacağını bilemez hale gelmeye teşne tarihsel bir kompleksin taşıyıcısı kitleler</span><span lang="TR">. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Zizek, milliyetcilik meselesini, <em>Millet-Şey</em>&#8216;in boşluğunu doldurmak üzere işlev gören milliyetcilik ideolojisindeki fantazmatik ögeden hareketle analiz eder. Bu fantazmatik öge, tam da fantazi olarak indirgenemezliğiyle, özdeşlik ve farklılık zincirini oluşturulmasında asli ögedir -&#8221;Milli Şey, topluluğun üyeleri ona inandıkları sürece vardır&#8221;. Bu bakımdan, milliyetcilik, <em>jouissance</em>&#8216;ın(Keyfin) toplumsal alana yayıldığı ayrıcalıklı bir alan sunar. Maçlarda <em>Milli Dava</em> olarak bu <em>keyfin</em> örgütlenmesi ve düzenlenişinin özel versiyonlarını ( ya da nasıl özel bir hal aldığını) görmekteyizdir. Yani, belirli bir an için oluşan bir <em>milli özdeşleşme</em> durumu sözkonusu olmaktadır futbol dolayımında. Türkiyede çok uzun bir tarihe sahip  tarihsel komplekslerle her şeyi bir <em>Milli Dava</em>&#8216;ya dönüştürme eğiliminin baskınlığı da hatırlandığında, Orhan Pamuk&#8217;un söylediği şeyin çoktandır zaten öyle olduğunu anlamamız kolaylaşır. Futboldaki milliyetcilik hadisesinin sadece milli takımdan ibaret bir hadise olmadığı da malumdur. Ortalama tribün hali budur zaten. İş bi de <em>millileşince</em> çığırından çıkmaktadır yalnızca. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Orhan Tekelioğlu’nun andığım yazısından iki satırı aktarmak isterim burada;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-left:35.4pt;"><span lang="TR">“</span>Mesele ne Pamuk ne de Terim aslında, mesele şampiyonanın adında gizli. Adında ‘Avrupa’ geçen şampiyona Türkiye’nin bilinçdışına, Batılılaşma tarihine, komplekslerine, fantezi ve korkularına istese de istemese de göndermede bulunuyor. Kazanılan her maçtan sonra ‘Avrupa, Avrupa duy sesimizi!’ diye bağıran insanların kafasındaki <span> </span>Avrupa ne menem bir şeydir ki zaten?“.</p>
<p class="MsoNormal">„Avrupa duy sesimizi“ bir yakarış mıdır, yoksa bir diklenme mi, o da karışmış aslında birbirine. Diklenilir gibi yapılıyor ama aslında gürültünün daha çoğu yakarışı örtbas etmek için belkide. Son maçta başka bir tezahürat da fena halde dikkatimi çekti nedense. Buna <em>tezahürat</em>tan çok <em>slogan</em> demek daha doğru olur sanıyorum. Hırvatistan maçının sonlarına doğru uzun bir süre tekrar edilen „<em>Türkiye sizinle gurur duyuyor</em>„ sloganı. Akla direk Susurluk meselesini getiriyor. O sürecin içinde derin devletin sahiplenilmesini ifade eden bir slogan olarak ortaya çıkmıştı bu. Orada, yani tribünlerde, bu sloganı atan herkesin aklında &#8220;Susurluk&#8221; olduğunu ve derin devleti doğrudan desteklemeyi amaçladıklarını düşünmemiz gerekmiyor; fakat durumun korkunçluğu da zaten böyle olmamasından kaynaklanıyor. Belirli bir söylem tam da bu şekilde <em>doğallaştırılmış</em> ve <em>kendiliğinden</em> bir şekilde dolaşıma sokulmuş olunuyor çünkü. Böylece, oyun olarak futboldan alınacak <em>keyif</em>, milli özdeşleşmenin kuruluşundaki <em>jouissance</em> tarafından derin bir şekilde çarpıtılıyor. „Bizim“ tribünlerde „tezahürat“la „slogan“ın yer değiştirmesi oldukca manalıdır bu bakımdan.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/795/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=795&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/22/hadi-bakalim-milletinizin-keyfini-cikarin-kendinizmis-gibi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>benordayken</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/16/benordayken/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/16/benordayken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2008 11:30:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=793</guid>
		<description><![CDATA[
açılışı kaçırdım, bari duyurusunu yapayım&#8230;.benordayken.org yada nam-ı diğer oradaki mecmua epey bir zamandır yayınlanmış bulunuyor&#8230;.dışardakilerin, uzaktakilerin bildirdiklerinden oluşuyor sitenin içeriği&#8230;siz yeterki içinizdeki reha muhtar&#8217;ı uayndırın, her yer atina icabında&#8230;.zamanla ilginç bir külliyat oluşacaktır sanıyorum&#8230;farklı zamanlardan ve farklı mekanlardan gelen yazılar, fotoğraflar&#8230;ya da bir yiğit gurbete düşse gör başına neler gelir tadında memleket-dışından insan manzaraları&#8230;
hadi bakalım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2008/06/nerdeyken.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-794" src="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2008/06/nerdeyken.jpg?w=300&h=221" alt="" width="300" height="221" /></a></p>
<p>açılışı kaçırdım, bari duyurusunu yapayım&#8230;.<a href="http://www.benoradayken.org/">benordayken.org yada nam-ı diğer oradaki mecmua </a>epey bir zamandır yayınlanmış bulunuyor&#8230;.dışardakilerin, uzaktakilerin bildirdiklerinden oluşuyor sitenin içeriği&#8230;siz yeterki içinizdeki reha muhtar&#8217;ı uayndırın, her yer atina icabında&#8230;.zamanla ilginç bir külliyat oluşacaktır sanıyorum&#8230;farklı zamanlardan ve farklı mekanlardan gelen yazılar, fotoğraflar&#8230;ya da <em>bir yiğit gurbete düşse gör başına neler gelir</em> tadında memleket-dışından insan manzaraları&#8230;</p>
<p>hadi bakalım, hayırlı olsun&#8230;.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/793/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/793/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/793/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/793/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/793/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/793/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=793&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/16/benordayken/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2008/06/nerdeyken.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>üslûbun yutturmacası</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/07/uslubun-yutturmacasi/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/07/uslubun-yutturmacasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2008 11:08:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[(k)alıntılar]]></category>

		<category><![CDATA[bilmezlikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=791</guid>
		<description><![CDATA[&#8221; :alışılagelmiş hüzünlere olmadık bir mahiyet vermek, küçük mutsuzlukları cicileştirmek, boşluğu allayıp pullamak, kelime aracılığıyla iç çekiş ve kinayenin parlak ama boş sözleriyle varolmak!&#8221;
[ Burukluk, Cioran ]
       ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>&#8221; :alışılagelmiş hüzünlere olmadık bir mahiyet vermek, küçük mutsuzlukları cicileştirmek, boşluğu allayıp pullamak, <em>kelime aracılığıyla </em>iç çekiş ve kinayenin parlak ama boş sözleriyle varolmak!&#8221;</p>
<p><strong>[</strong><em><strong> </strong>Burukluk</em>, <strong>Cioran ]</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/791/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/791/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/791/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/791/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/791/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/791/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=791&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/07/uslubun-yutturmacasi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>çarşı çarşıya karşı</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/02/carsi-carsiya-karsi/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/02/carsi-carsiya-karsi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2008 10:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[a-politik]]></category>

		<category><![CDATA[abes'te iştigal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Rivayet odur ki, çokca kalabalık kitlelerin, Mehmet Ağar ile birlikte kolkola gezen Fatih Terim&#8217;e galeyan halinde imparator diye seslendiği zamanlarda, Çarşı grubu “imparatorluk değil tam demokrasi”  pankartıyla karşılık vermiştir buna. İmparatorluk tartışmaları da düşünülürse, ilginçliklerle dolu olan “çarşı tarihi”nin en önemli efsanelerinden biri budur sanıyorum. Daha sonraları ise, yalnızca farklı ve karşıt sesler arasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Be%C5%9Fikta%C5%9F_%C3%87ar%C5%9F%C4%B1_Grubu">Rivayet odur ki</a>, çokca kalabalık kitlelerin, Mehmet Ağar ile birlikte kolkola gezen Fatih Terim&#8217;e galeyan halinde <em>imparator</em> diye seslendiği zamanlarda, Çarşı grubu <em>“imparatorluk değil tam demokrasi</em>”  pankartıyla karşılık vermiştir buna. İmparatorluk tartışmaları da düşünülürse, ilginçliklerle dolu olan “çarşı tarihi”nin en önemli efsanelerinden biri budur sanıyorum. Daha sonraları ise, yalnızca farklı ve karşıt sesler arasındaki ayrımlar derinleşmekle kalmayacak,  &#8220;<em>alayına karşı</em>&#8221; olan çarşı ile temsilcileri arasında da sürekli kırılmalar meydana gelecektir. Homojen bir yapıya sahip olmayan <em>ortam </em>hiyerarşik bir tek sesliliğe kavuşturulmak istenecektir temsil edenlerce<em>. &#8220;Alayına karşı olan çarş</em>ı&#8221; ile mesela “<em>atatürk dışında herşeye karş</em>ı” olan çarşı arasındaki ideolojik ayrım, ikinci düşünce lehine bastırılacaktır.</p>
<p>Temsil krizinin aranacağı noktalardan birisi de bu olsa gerek. Farklı ve karşıt, dolayısıyla çatışan seslerin Çarşı adına konuştuğu bu çoklu ortamda, Çarşı, yuvarlak içindeki A&#8217;ya karşılık gelen reflekslerini giderek kaybetmiş, ya da kaybettirilmiş, ve sanki ortada homojen bir yapı varmış gibi sonunda onun adına konuşanların dediklerinden ibaret olması istenmiştir. O <em>ideolojik çizgi</em> karoğlan ecevit&#8217;e gönderilen sevgi mesajında açık ifadesini bulmaktadır bence; bugün &#8220;Çarşı artık bitti diyenlerin çizgisi&#8221; budur. Adına konuşanlar da elbette efsaneyi besleyen şeyler yapmışlardır, belki kendilerini efsanenin gerçek sahipleri olarak görmelerinin haklı sebepleri de vardır, fakat efsaneyi efsane yapan nihayetinde sahiplerine rağmen mevcudiyetidir.</p>
<p>Devamla, bütün ilginçliklerine rağmen sanki bir şeyler eksik olmaya başlamıştır.  Eksiktende öte trübünlerdeki bu &#8220;asi ruh&#8221; kasten &#8220;resmi deoloji&#8221;ye eklemlenerek temsil edilir olmuştur bir yanıyla. Kapalı&#8217;nın ortasında konuşlanmış olan “resmi çarşı”nın ideolojik yaklaşımı bu minvaldedir. Ancak sorun bu ideolojik hadisenin de ötesinde çarşı&#8217;nın (adına konuşanlar nezdinde) güç ve çıkar ilişkileri ağındaki ilişkiler silsilesinde ortaya çıkmıştır. Alen Markaryan&#8217;ın kişisel niyetleri ve samimiyetinin olup olmaması konuyla alakalı değildir. Heterojen bir yapı olarak Çarşıya çok fazla anlam yüklendiği ve bu yükü kaldıramayacağı kabul edilmelidir elbette; bu noktada temsilciliğine soyunmuş olanlara yüklenmek anlamsız olacaktır. Ancak temsil krizindeki sorun başka yerdedir.</p>
<p>İmparatorluğa karşı olma refleksinin, mesela “Çarşı sinan engin&#8217;e karşı” ifadesinde anlamını bulması oldukça yerindedir; sonuçta adı Alaattin Çakıcıyla birlikte geçen biridir ve Çakıcının isminin kimlerle birlikte geçtiği de malumdur. Buna rağmen, temsilcileriyle temsil ettikleri arasındaki çelişki tam da bu nokta üzerinde patlak vermiştir. Açılan pankartın ardından <em>Temsilciler</em> Sinan Engin&#8217;e çiçekle giderek içerdeki<em> refleksi</em> tekzip etmiştir! Feridun Düzağaç&#8217;ın değişiyle Beşiktaş&#8217;ın ve Çarşı&#8217;nın  iç-sesinin tekzip edilmesidir bu. Bugün ellerini temiz tutma kaygısında olanların, dolayısıyla çarşıyı bitirme kararı almalarına sebep olan olayları, ne olduğunu ve bunlar olurken çarşı adına ne yaptıklarını açıklamaları daha yerinde olurdu.</p>
<p>&#8220;Asi Ruh&#8221; yönetici-taraftar ilişkileri ağına yenik düşmüştür bir bakıma çoktan; bunda şaşırtıcı olan bir şey yoktur, Çarşı her ne kadar farklılılarıyla öne çıkmışsa da 12 eylül sonrası şekillenen &#8220;tribün kültürü&#8221;nden  tümüyle farklı olamamıştır asla. Özelikle de resmi temsilcileri elinde. Çarşının <em>markalaşması</em> ve markanın da <em>tescil sahiplerinin</em> olması tam da Çarşı&#8217;yı Çarşı yapan ayrıksılığın tasfiyesi süreci olarak biçimlenmiştir. Temsilcilerinin elinde Çarşı homojen bir yapı olarak sunulmaya ve algılanmaya başlanmıştır -açıklamalarda farklı seslere yapılan vurguya rağmen. Temsilin meşruiyetinin her zaman bir sorun olarak mevcut olduğunu varsayabiliriz, ancak bunun su yüzüne çıkması  ya da bir sorun olarak belirginleşmesi anılan olaylarla ortaya çıkmıştır. En azından &#8220;<a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=232151">iki Çarşı</a>&#8221; vardır bu olaylar nezdinde: Birincisi yaratıcılığı ve muhalifliği ile dikkat çeken Çarşı, ikincisi ise giderek güç ve çıkar ilşkileri ağında yer alan Çarşı. Temsil krizinin boyutları ve derinliği tribünlerde açılan &#8220;Satılmış Çarşı&#8221; pankartından da bellidir. Çarşı&#8217;nın iç kavgasının doruk noktalarından biridir bu. Bu kırılmanın geri dönüşü mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Bunlardan dolayı Alen Markaryan&#8217;ın “<em>Çarşı Grubunun feshi</em>” hakkındaki okuyanın çiğerini dağlayan yazısı, bu süreçlerin geldiği son noktadır. Damardan girip devam eden yazı, mana vermekte zorlanacağımız imalar doludur; yüreğimizi dağlayarak sonlanırken, ne var ki geriye işin içinde başka işlerin olduğunu düşündüren soru işaretleri bırakıyor yalnızca: <em>Dediler ki Çarşı Beşiktaş&#8217;ın önüne geçti, o halde gidiyoruz</em>! Duygusallığın doruğunda,  “kalbimiz”e fena halde seslenen bu veda yazısının tam da bu nedenle “aklımız”dan neyi bertaraf ettiğini ya da etmeye çalıştığını sormak kaçınılmaz oluyor. Böyle bir gerekçenin inandırıcılıktan ne kadar uzak oduğu açıktır. Olayı, kulüb içindeki &#8220;klik çatışmaları&#8221;yla, bunların Çarşıdaki yansımalarıyla, Çarşının resmi temsilcilerinin klüple girdikleri ilişkinin boyutlarıyla, daha genel olarak tribün kültürünün yapısıyla ve Çarşının kendi iç temsil kriziyle birlikte değerlendirmek, ortaya koymak daha yerinde olacaktır. <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/448028.asp">Şurada</a> belirtilen düşüncelerde bu yanına değiniliyor kısmen. Özellikle &#8220;Bu konuda istihbaratım var&#8221; diyen Haşmet Babaoğlu mesela anlatabilir neler olup bittiğini. Atlatılamayan travmanın önünde ardında ne olduğu açılabilir.</p>
<p>Tuhaf olan şey, bu fesih yazısında, temsil sorununun, temsilcilerin kendilerini feshetmeleriyle değil, bir bütün temsil edilen Çarşının feshedilmesi şekline büründürülerek çözülmek istenmesidir. Çarşı Kapalı tribünün ortasından ibarettir bu algıya göre. Kopma noktasında, temsilciler, sanki son bir hamleyle efsaneyi kendilerine ait kılmak istiyorlar. Belki de haklarıdır bilmiyorum. &#8220;E<em>fsaneyi öldürerek yaşatmak&#8221; </em>düşüncesini bir de böyle anlayabiliriz. Oysa &#8220;efsane&#8221; açısından sorun olan şeyin tam da bu sahiplenme girşimi olduğunu söylemek de mümkün. Adına konuşanlar gelinen noktada artık bünyedeki gerilimlerin taşıyıcısı olmak istemiyor olabilirler. Bu da en doğal haklarıdır elbette. Tamam  “Gerçek Çarşı nedir?” gibi haybeden gerçeküstü bir mevzu yaratmaya gerek yoktur şimdi, ama neden Çarşı Kapalının ortasından ibaret olsun sorusunu da gözardı etmemek gerek. <a href="http://passive.wordpress.com/2008/05/29/ve-simdi-carsi-da-yok/">Şimdi Çarşı da yok</a>, ya da Çarşı öldü, geriye çarşı kaldı belkide.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/788/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/788/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/788/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/788/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/788/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/788/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=788&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/06/02/carsi-carsiya-karsi/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>içimde yılgın rüzgarların ayak sesleri</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/23/icimde-yilgin-ruzgarlarin-ayak-sesleri/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/23/icimde-yilgin-ruzgarlarin-ayak-sesleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 May 2008 09:27:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[a-politik]]></category>

		<category><![CDATA[abes'te iştigal]]></category>

		<category><![CDATA[etik]]></category>

		<category><![CDATA[şerhiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=787</guid>
		<description><![CDATA[babil&#8216;in genç yazarı, &#8220;dünyayı değiştirmek elimizde&#8221; başlıklı bir mim-dalgası başlatmıştı epeydir. bana da gelmişti o dalga, ne diyeceğimi tam kestiremediğimden bekletmiştim. evet, tabiki elimizde, bakınız dünyanın sorunlarına demek gayet olanaklıydı. fakat &#8220;kayıp ruhlar&#8221; öyle deyip geçemezler en apaçık hadiseleri bile. genç kardeşimiz sıkıntılarından bahsedip bunların aşılması anlamıyla bir bakıma eşitliyor dünyanın değiştirilmesi bahsini. bu haliyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://www.babil.biz/">babil</a>&#8216;in genç yazarı, &#8220;<a href="http://www.babil.biz/2008/04/dnyayi-deitirmek-elimizde.html">dünyayı değiştirmek elimizde</a>&#8221; başlıklı bir mim-dalgası başlatmıştı epeydir. bana da gelmişti o dalga, ne diyeceğimi tam kestiremediğimden bekletmiştim. evet, tabiki elimizde, bakınız dünyanın sorunlarına demek gayet olanaklıydı. fakat &#8220;kayıp ruhlar&#8221; öyle deyip geçemezler en apaçık hadiseleri bile. genç kardeşimiz sıkıntılarından bahsedip bunların aşılması anlamıyla bir bakıma eşitliyor dünyanın değiştirilmesi bahsini. bu haliyle elbette denecek fazla bir şey yok. açıkca anlaşılır bir  yaklaşım. ama <em>dünyayı değiştirme söylemi</em> de bundan ibaret değil. marx&#8217;ın kızlarına verdiği, &#8220;<em>her şeye kuşkuyla yaklaşın</em>&#8221; öğüdünü tutarak, bu ifadeye kuşkuyla yaklaşabiliriz. mühim bir hesaplaşma sorunu vardır burada gerçekte.hem teorik.hem politik.hem&#8230;dışarıdaki kötülüklerden bahsederek meşrulaştırılamayacak kadar derine giden bir sorun. bu nedenle öncelikle bu ifadeyi bir soru formuna sokmak gerektir: dünyayı değiştirmek elimizde mi? bu türden bir soruya karşı girişilecek cevap verme çabaları muhtemelen, siyaset felsefesinin yapısal gerilimleriyle karşılaşmak ve bu gerilimlere karşı üretilen çözümlerle (liberalizm, marksizm, anarşizm vs.) hesaplaşmak durumunda kalacaktır. benim babil&#8217;den gelen mime verdiğim karşılık ilk olarak bu sorunu bildirmek olsun. ikinci olaraksa, ben kacakkova fazlasıyla yorgun ve fazlasıyla yılgın biri olarak, bütün bunlar üzerinde çokca konuştuğumuz bir dostumun sözlerini ödünç alıp şerh düşeceğim:</p>
<p>&#8220;<em>ne bu dünyada yaşamak mümkün, ne de başka bir dünya</em>&#8220;.</p>
<p>*mimi paslamaya gelince. özel olarak belirtmeyeyim, konuyla ilgilenenler olursa, burayla ya da asıl olarak mimle bağlantı kurarak yazsınlar düşüncelerini, oluversin&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/787/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/787/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/787/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/787/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/787/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/787/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=787&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/23/icimde-yilgin-ruzgarlarin-ayak-sesleri/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>düşmanım düşmansın düşman</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/15/dusmanim-dusmansin-dusman/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/15/dusmanim-dusmansin-dusman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 May 2008 09:38:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[a-politik]]></category>

		<category><![CDATA[etik]]></category>

		<category><![CDATA[şerhiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[modernizm ile postmodernizm arasındaki farkları belirtirken işaret edilen noktalardan biri, kesinlik ile kesinsizlik arasındaki farktır. &#8220;modernite&#8221;  bir kesinlikler çağıysa, &#8220;postmodernite&#8221; bir kesizsizlik ya da belirsizlik durumudur. paradoksal bir şekilde bu ayrım aslında postmodernin neden modern içinde yer aldığını da gösterir; çünkü, tarihsel bir sınırda kesinlik bitip kesinsizlik başlamıyordur aslında. marx&#8217;ın, katı olan her şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>modernizm ile postmodernizm arasındaki farkları belirtirken işaret edilen noktalardan biri, kesinlik ile kesinsizlik arasındaki farktır. &#8220;modernite&#8221;  bir kesinlikler çağıysa, &#8220;postmodernite&#8221; bir kesizsizlik ya da belirsizlik durumudur. paradoksal bir şekilde bu ayrım aslında postmodernin neden modern içinde yer aldığını da gösterir; çünkü, tarihsel bir sınırda <em>kesinlik</em> bitip <em>kesinsizlik</em> başlamıyordur aslında. marx&#8217;ın, katı olan her şey buharlaşıyor dediği şeyde açıkca vardır kesinsizlik düşüncesi ve bu düşünce moderniteye aittir her şeyden önce. bununla birlikte, postmodern ile modern arasındaki fark olarak <em>kesinsizlik</em> ayrımını gözardı etmek olanaklı değildir yine de. bu <em>kesinsizlik durumu</em> bütün düşünce ve kavrayış biçimlerini etkilemektedir. kavramlar ve zihniyet yapılarını da. kelimeler ve taşıdıkları anlamların alt-üstoluşu, belirsizliğin içinde sürekli yeniden değerlendirilmeye tabi tutulmaları kaçınılmaz oluyor (modern ile postmodern arasındaki ilişki bağlamında, zygmunt bauman&#8217;ın, postmodernliği, &#8220;<em>kendi için modernlik</em>&#8221; olarak tanımlaması bu noktada önemli görünüyor). bunlara bağlı olarak, kesin ilkeler ve rayonel hakikatler olarak belirlenmiş bir şekilde düşünceyi ifade eden <em>dil</em> ile, elbette belirsizliği üstlenen, yani <em>&#8220;</em>aşkın bir gösterenin yokluğu&#8221;nda(derrida) ve &#8220;yüzergezer göstergeler&#8221;(laclau/mouffeu) evreninde olan bitenleri yeniden değerlendirmek zorunda olan düşüncenin <em>dili </em>temel bir ayrıma sahiptir. modernitenin dili şüpheden arınmanın dilidir. postmodernitenin dili ise kuşkunun. bu durum ilkinin kabul edilir ve ikincisinin reddedilmesi gereken bir şey olarak anlaşılabileceği anlamına gelmiyor. keşke öyle olsaydı, ve fakat iyi ki de öyle değil! modernite içinden çıkıp gelen muhalif söylemlerin savunmacı refleksleri, genelde postmodern belirsizliği ideolojik bir bulanıklık olarak okumak ve yadsımak eğiliminde. yani dünyayı yeniden kesin formüllere dökme ve kendi konumlarını kabul edilir kılacak bir kesinliğe büründürme arayışı sözkonusu. oysa postmodern durum, kısaca, bir kesinsizlikler çağıdır. ve bunun içinden yol alınacaktır alınacaksa.</p>
<p>bunları kabaca belirtmemim nedeni, eleştirel günlük&#8217;te sorulan &#8220;<a href="http://elestirelmedyagunlugu.blogspot.com/2008/05/kimdir-dman-sahi.html">kimdir düşman sahi?</a>&#8221; sorusuna eklediğim yoruma bir açıklık sağlamaktır. &#8220;<em>keşke siyah beyaz bir dünyada olsaydık</em>&#8221; diye başlayan yazı, &#8220;düşman&#8221;ı belirleme çabasıyla devam ediyor ve sonunda, &#8220;<em>hadi taa en başından başlayalım, kimdir sahi düşman sorusuyla bitiyor</em>&#8220;. düşmanı tanımlamak konusunda bir kaygı var yazıda, baştaki soruya dönerek sonlanmasının sebebi bu. önemli olduğunu düşünüyorum bu kaygının. orada yazdıklarımı okuyunca, söyledikleirmin ifade bozukluklarıyla dolu olduğunu gördüm. onları bir düzelteyim, hadi başlamışken bir iki de ek yapayım derken baktım duramıyorum! bari iyice belirginleştireyim söylemek istediklerimi dedim. ne mümkün? bu yazı kısacası, düşman kimdir yazsıyla girilen diyalog girişimidir. yer yer kendi kendime konuşuyor gibi görünmeme bakılmaya!</p>
<p>yukarıdaki paragraf ile sözkonusu yazı arasında bağlantıyı kurmak için şuradan başlayacağım: kelimeleri ve kavramları eski apaçıklıklarına ulaştırmak olanaklı değildir, kafa karışıklığının ve kavram kargaşasının &#8220;ontolojik&#8221; bir temeli vardır. bu durum, önceki <em>kavramsal kesinliklerin</em> ve <em>kafa netliklerinin</em> tercih edilir olduğu anlamına gelmiyor.  hatta asıl sorunun o <em>netlik ve kesinlik sanısı</em> olduğunu söylemek isterim. postmodernite denilen şey her şeyden önce bir &#8220;anlam ve inanç krizi&#8221; olarak ortaya çıkmıştır ve bunun dildeki yansısı apaçık kelimelerin ve kavramsal kesinliklerin altüst olmasıdır: özne, iktidar, merkez,  hakikat, gerçek, toplum vs. bir ton liste çıkarabiliriz! bu altüst oluştan kendi kesinliğini sürdürerek çıkan bir kavram kalmadı. postmodern durum içinde, düşünce, belirsizliği ya da başka bir değişle kesinsizliği üstlenmek durumundadır. siyasal düzlemde, teorik düzlemde, ya da etik alanında düşünce kesinsizliğin yarattığı anaforlarla karşılaşmak durumundadır. (öte yandan&#8221;postmoderliğin hoşnutsuzlukları&#8221;nın ve postmodernliğe karşı hoşnutsuzlukların artık tamamen belirginleşmeye başladığını da saptayabiliriz geçerken. sorular soran ama cevap üretiminde yetersiz kalan <em>postmodern düşünce</em>, cevaplarının apaçıklığı ile öne çıkan modern düşüncenin ve onda temellenen öğretilerin yeniden seslerini gürleştirmeleriyle hırpalanıyor çoktandır. düşünce tarihinde analoji kurulacak pek çok dönem var  böyle. bu gelen süreç ifadesini nasıl bulacak emin değilim, ama modernin geri dönüşünden daha çok <em>post-post-modern </em>bir yöne gidildiğini söylemek mümkün!).</p>
<p>kimdir düşman sahi? sorusu, bana bir yandan da foucault&#8217;nun iktidar sorusunu hatırlatıyor -aynı şekilde özne, hakikat vs.de hatırlanabilir. <em>eskiden </em>yani her şeyin apaçık görüldüğü ve anlaşıldığı, sonra bilenlerin bu görülüp apaçık anlaşılan şeyleri hala anlamayanlara anlatıp onları bilinçlendirdikleri zamanlarda, en az iktidarın ne olduğu, nerede olduğu kadar açık bir meseleydi düşmanın tanımlanması -iki sınıf, iki yol, iki irade, iki çizgi, iki bilinç, iki gerçek, iki hakikat vardı! işler kolaydı dolayısıyla. çizgiler bu kadar kesinken elbette, yapılması gereken fabrikaların, tarlaların, siyasi iktidarın, her şeyin &#8220;düşman&#8221;dan alınıp, &#8220;dostlar&#8221;ın olmasını sağlamaktı. sadece aydınlanmacılığın burjuva yorumunun değil, bu türden mualif yorumlarının sahip oldukları bu düşünce biçimi de aynı sorunla başbaşadır. foucault&#8217;dan sonra iktidar sorusunun nasıl değiştiği malum. aynı şey &#8220;düşman&#8221; bahsi içinde geçerlidir. <em>düşman</em>, halihazırda ve nihai anlamda bir sınır çekip işaret edebileceğimiz <em>bir yerde</em> değildir. evet belirli bir <em>anda ve bağlamda</em>, düşmanı belirleyebiliriz, ama bu düşman kimdir sorusunu kesin bir hükme bağlayacağımız anlamına gelmiyor. dahası belirli bir anda ve bağlamda bile, düşmanı belirleme konusu her zaman şüpheyle karşılanması gereken bir hamledir. çünkü sorun &#8220;düşman söyleminin yapısı&#8221;ndadır bizzat. bu türden bir hüküm girişimi, çizginin berisinde durmadan &#8220;düşman üretimini sistematikleştirmek&#8221;ten başka bir işe yaramamıştır. düşman kavramının içerdiği, tarihsel olarak da trajik sonuçlarıyla bildiğimiz tehlikeli anlam boyutlarını hatırlamak gerektir burada. kendini &#8220;düşman&#8221;a göre ve dahası &#8220;düşman&#8221;a karşı aldığı pozisyona göre tarifleyen her türden karşı-konumlanış, daha baştan itibaren &#8220;etik&#8221;-dışıdır. bu nedenle, kimdir düşman sorusu, &#8220;düşman söylemi&#8221;nin  bu boyutu gözardı edildiği sürece sorulmamalıdır. mungan&#8217;in  &#8220;imagine&#8221; şiirinin önemi bıurada ortaya çıkıyor knaımca. çünkü, herkesin en cok düşmanına benzediği bu dünyada, &#8220;ne eksik bizde ne de fazla&#8221;dır. düsman kimdir sorusuna cevap vermenin etik ve teorik boyutlarını göstermektedir bu. &#8220;düşman söylemi&#8221; en iyi halde bile, yani en kesin durumda bile şüpheyle karşılanması gerekir. her zaman taa en başa dönülecektir çünkü;</p>
<p>&#8220;kimdir düşman sahi?&#8221;</p>
<p>buna cevap vermenin biri kolay digeri zor iki yolu var! bu yollardan hangisini tercih ettiğinize göre &#8220;modern&#8221; ya da &#8220;postmodern&#8221; olacaksınızdır. kolay yol, düsmani &#8220;dışarı&#8221;da arayip hemencecik bulmaktır! çektiğin çizgiye göre, vatan düşmanlarını, devlet düşmanlarını, devrim düşmanlarını her zaman bulman kolaydır. işaret edersin, aha dersin düşman, sonra &#8220;ya şehit olursun ya gazi&#8221;. o sıra &#8220;iceri&#8221;de de düşmanlar vardır kesinlikle ama onların da &#8220;<em>kökü dışarıda</em>&#8220;dır. &#8220;düşmanının düşmanı&#8221; zaman zaman dostun olabilir, işin doğası gereği. düşman söylemiyle son derece tutarlıdır bu durum. zor olan yolda ise, düşman bir bakıma her yerdedir ve tam da bundan dolayı hiçbir yerde. görünür ve görünmez arasında bir yerdedir. &#8220;düşman söylemi&#8221;ni tehlikeli kılan tam da bu <em>ara bölgedeki</em> konumlanışı gözardı ediyor oluşudur. kıymeti kendinden menkul bir kesinlikle &#8220;dışarı&#8221;da ve &#8220;içeri&#8221;de düşman üretmek belirli bir varolma biçimine denk düşüyor. sorunun kaynaklarından birisi tam da bu varolma biçiminin talep ettiği ve her zaman sahip olduğunu varsaydığı kesinlik arzusudur. bundan dolayı belkide &#8220;düşman kimdir&#8221; sorusunu bırakmak ve &#8220;düşman söylemi&#8221;nden vazgeçmek gerektir. bu söylemin sorunu çünkü, düşmanın kim olduğu meselesi değildir gerçekte, kendine biçtiği anlamdır. düşüncenin görevi, kesinsizliğin azabını üstlenmekse, işe kendi &#8220;imagine&#8221;sinden başlamak zorundadır her seferinde.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/786/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/786/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/786/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/786/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/786/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/786/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=786&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/15/dusmanim-dusmansin-dusman/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>erguvanlar geçip giderken</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/05/erguvanlar-gecip-giderken/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/05/erguvanlar-gecip-giderken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 10:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[bilmezlikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[
Sonrasızca döner varlık çarkı, son kalan solmuş çiçeklerini dökmüş geçip gitmeye hazırlanan erguvanlar önünde bunu hatırlıyorum. Tarihin delisi öyle buyurmuş, hakikat öyledir muhakkak, her şey ölür, her şey yine çiçeklenir, sonrasızca sürer varlık yılı. Sonrasızca dönüş. Varolmanın dayanılmaz ağırlığı. Yüklerimizden kurtuldukça daha ağırlaşıyoruz sanki, yüklendikçe hafiflediğimiz gibi; işte yine  son erguvan saatleri, her şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2007/04/erguvanlar.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-450" src="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2007/04/erguvanlar.jpg?w=402&h=269" alt="" width="402" height="269" /></a></p>
<p><em>Sonrasızca döner varlık çarkı</em>, son kalan solmuş çiçeklerini dökmüş geçip gitmeye hazırlanan erguvanlar önünde bunu hatırlıyorum. Tarihin delisi öyle buyurmuş, hakikat öyledir muhakkak, <em>her şey ölür, her şey yine çiçeklenir, sonrasızca sürer varlık yılı</em>. Sonrasızca dönüş. Varolmanın dayanılmaz ağırlığı. Yüklerimizden kurtuldukça daha ağırlaşıyoruz sanki, yüklendikçe hafiflediğimiz gibi; işte yine  son erguvan saatleri, <em>her şey gider her şey geri gelir sonrasızca kurar kendini aynı varlık evi</em>. İncecik bir yağmur başlıyor ansızın, bir kaç erguvan çiçeği daha düşüyor, ıslak, erguvan dalları biraz daha ıssızlaşıyor. &#8220;<em>Erguvanlar geçip gittiler bahçelerden/ geriye sadece erguvanlar kaldı</em>&#8221; demiş şair (hilmi yavuz). Kimbilir hangi zamandan. Bahçeler de yok artık oysa. Yol kenarlarında, dört yol ağızlarında erguvanlar.  Bir başlarına. Her yıl hep aynı zamanda geçip gidiyorlar sonrasızca. Yol kenarlarında, unutulmuş ve sessiz, erguvanlar kalıyor geriye yine. Unutulmuş sorular kalıyor. Başarısız yüzleşmeler, her bahar. Maskelerin ardında kaybettiğimiz maskelerin boş  uğultusu. Ve kendini sonrasızca kuran varlık evinde biraz daha karanlıklaşan sessizliğimiz. Erguvanlar geçip giderken ıslak dalların altında son solmuş çiçeklerle birlikte durmuş bakıyorum zamana, <em>uzun bir alaca karanlık topallıyordu önüm sıra, esniyerek konuşan, ölüm yorgunluğunda, ölüm esrikliğinde bir üzüntü</em>.<br />
* italiker nietzsche&#8217;nin <em>böyle buyurdu zerdüşt&#8217;</em>ünden</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/440/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/440/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/440/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/440/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/440/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/440/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=440&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/05/05/erguvanlar-gecip-giderken/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mutlaktoz.files.wordpress.com/2007/04/erguvanlar.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>fernweh ya da bir arzu nesnesi olarak &#8220;uzak&#8221;</title>
		<link>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/04/24/fernweh-ya-da-bir-arzu-nesnesi-olarak-uzak/</link>
		<comments>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/04/24/fernweh-ya-da-bir-arzu-nesnesi-olarak-uzak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Apr 2008 10:01:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kacakkova</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<category><![CDATA[gramatoloji]]></category>

		<category><![CDATA[ikirciklilikler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mutlaktoz.wordpress.com/?p=741</guid>
		<description><![CDATA[Almanca  &#8220;fernweh&#8221; kelimesi bana ilginç gelmişti duyduğumda. Sözlüğe bakılırsa, başka bir ülkede/yerde olma ya da başka bir ülkeye/yere gitme isteği, özlemi olarak çevirilebilir bu kelime. Sila hasreti gibi, bu başka yerde olma özlemi de anlaşılır bir şey, ancak bir dilde bunu karşılayacak bir kelimenin olması ilginç görünüyor. &#8220;Heimweh&#8221; (&#8221;yurt özlemi&#8221;) ile ilişkili olsa da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Almanca  &#8220;<em>fernweh</em>&#8221; kelimesi bana ilginç gelmişti duyduğumda. Sözlüğe bakılırsa, başka bir ülkede/yerde olma ya da başka bir ülkeye/yere gitme isteği, özlemi olarak çevirilebilir bu kelime. Sila hasreti gibi, bu başka yerde olma özlemi de anlaşılır bir şey, ancak bir dilde bunu karşılayacak bir kelimenin olması ilginç görünüyor. &#8220;<em>Heimweh</em>&#8221; (&#8221;yurt özlemi&#8221;) ile ilişkili olsa da tamamen başka bir durum sözkonusu burada (her iki kelime için bkz: <a href="http://de.wikipedia.org/wiki/Heimweh">almanca wikipedia</a>); bu kez tersinden, içeriden dışarıya doğru hareketi bir özlem olarak betimliyor kelime (-bu arada &#8220;<em>uzağı sevmenin açıklaması yoktur</em>&#8221; dizeleri kime ait hala hatırlayamadım, ama habire bu söz aklıma gelip duruyor, işte yine).</p>
<p>Ortak nokta, belirli bir uzaklığa duyulan özlem olması. Ancak <em>yönelimleri</em> arasında kesin bir fark olduğu açık olsa gerek. Heimweh (=&#8221;yurt özlemi&#8221; ya da &#8220;sıla hasreti&#8221;) kaybedilen ya da bir şekilde terk edilmiş olan <em>içeri&#8217;nin</em> özlemiyken, fernweh (=&#8221;uzak özlemi&#8221;) ait olunan, kök salınan yerden uzaklaşma, başka bir yerde olma arzusu ile <em>dışarı&#8217;nın</em> özlemi olarak beliriyor. İçeri-dışarı, yakın-uzak, içkin-aşkın vs. kavram çiftlerine ulaşıyoruz böylelikle yine. Bunlarsa bize ev, evde-olmak, evsizlik bahsini getiriyor. Bu noktada <em>ev</em> ile <em>yol</em>, <em>bura</em> ile<em> ora</em> arasındaki indirgenemez farkı hesaba katmak gerek. İçeri ile dışarıyı ayrımlaştıran <em>fark oyunu</em> (&#8221;diffèrance&#8221;) düşünüldüğünde, <em>kapı</em> ve <em>eşik</em> imgelerine ulaşacağızdır. İçeride kalana dışarıyı, dışarıya çıkana ya da dışarıya düşmüş olana (türkçede &#8220;<em>gurbete ne zaman düştün</em>?&#8221; diye sorulur mesela) içeriyi düşündüren, özleten aralık/sınır cizgisi.</p>
<p>Bu anlamda &#8220;<em>geçit ve sınır çizgisi olarak kapı</em>&#8220;nın varlığı, içeriyi dışarıya, dışarıyı da içeriye bir özleme ve dolayısıyla bir arzuya dönüştürmektedir. İnsan,<em> içerinin ve dışarının iki-aradalığındadır</em>! Derridacı anlamda <em>kapı</em>&#8216;nın &#8220;<em>en son apori</em>&#8221; olması belki bu bağlamda yorumlanabilir. Böyle ise,<em> uzak</em>&#8216;ın bir arzu nesnesi olarak anlaşılmasına kapı açmış oluruz.</p>
<p>Buradan daha fazla açılmadan tekrar Heimweh ve Fernweh kelimelerine dönüyorum. Başka bir şekilde söyleyecek olursam, bu iki kelimeden ilki, güvenlik ve tanıdık olanın içinde kalma, bilinen deneyim alanının kesinliğini istemeyken, ikincisi kesizsizliği üstlenmeyi, yeni bir deneyim alanına açılma isteğini ifade ediyor diyebilirim. Evde olmak ve evi terk etmek! Modern insanın yabancısı olmadığı duyguları ifade ediyor bunlar, ancak meselenin &#8220;modern insan&#8221;ın ötesine gitiği açık. İnsan duyguları olarak anlaşılmaz da değiller elbette. Ama bu anlaşılırlık, bunlar üzerine düşünmeyi geçersizleştirmiyor. Olduğu yerden uzakta olma, içeri ya da dışarı, başka bir yere gitme özlemi sözkonusu burada; birincisi kaybedilmiş yuvanın kederini taşırken, ikincisi yuvaya bağlanıp kalmış olmanın ve orayı terk edemeyişin sıkıntısını bildiriyor. Heimweh&#8217;in her dilde bir karşılığı olsa gerek, ancak bu <em>fernweh</em> kelimesinin başka dillerde tam olarak, yani bir kelime olarak karşılığı var mıdır, bilmiyorum. Türkçede benim bildiğim, yok! Uzağı sevmek, ya da uzağı özlemek şeklinde çevirisini verdim ama tam olur mu bu emin değilim.</p>
<p>Bütün bu evde-olmak, yolda-olmak, sıla hasreti, uzak özlemi vs. bana felsefenin tanımlanmasıyla ilgili  hadiseleri de hatırlattı açıkcası. Yorumu fazla zorlamak istememekle birlikte, yeniden arzu meselesine geleceğim kısaca. Jaspers felsefeyi &#8220;<em>yolda olmak</em>&#8221; olarak tanımlamıştı bilindiği üzere. Uzak-özlemi terimlerinden bu tarife bakılınca, felsefenin ve hatta düşüncenin ancak bir <em>dışarı</em> ile varolabileceğini çıkarsayabiliriz sanıyorum. Öte yandan Novalis&#8217;in felsefe tanımlaması da dikkat çekicidir: &#8220;<em>felsefe bir sıla hasretidir</em>&#8221; ona göre. Bu, üzerinde fazlasıyla konuşulabilecek bir tanımlama biçimi. Felsefe bir <em>evde-olma-arzusu</em>dur bu durumda, evet; ama bu hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bir arzudur da. Burada, Lacancı arzu kavramını devreye koymamız gerekiyor; böylece arzunun nesnesinin belirsiz ve ulaşılamaz olarak kaldığını/kalacağını ileri sürebiliriz. Felsefenin &#8220;özne&#8221;si bir şeyi arzuladığını bilir, ama bu arzunun ne olduğundan asla tam olarak emin olamaz. Eğer bu özne yuvaya kavuşacak olsaydı felsefenin sonu gelirdi! Dolayısıyla Novalis&#8217;in tanımındaki sıla hasretini, sıladan çıkmak anlamında uzak-özlemi ile birlikte düşünmek gerektir. Özlenen <em>yuva</em> da artık <em>yabancı bir yer</em>dir sonuçta. Felsefi-ben, hiç-bir yolun yolcusudur şu halde!</p>
<p>Ev bahsinin filozofların bunca ilgisini çekmiş olması anlaşılırdır bu noktada. Daha önce bazı alıntılar gündeme gelmişti (bkz: <a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/05/30/ev/">Baudrillard</a>, <a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/06/01/ev-sizlik/">Nietsche</a>, <a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/06/01/ahlak-sorunu/">Adorno</a> ve <a href="http://mutlaktoz.wordpress.com/2007/06/11/evde-olmamak/">Heidegger</a> ) Heidegger&#8217;in, evde-olmamayı en temel dünyada olma hali olarak belirtmesi, felsefenin bir sıla hasreti olarak anlaşılmasına açıklık getirir gibidir. Heidegger ayrıca, &#8220;<em>Eve dönüş, ötekiliğe geçiştir</em>&#8221; der. Bu bir bakıma eve dönmenin imkansızlığını ifade eder. Hatta belki daha da ötesini. Evin imkansızlığını. Ya da eve dönenin başkalığını. Adorno&#8217;nun &#8220;<em>Ev, artık imknasızdır</em>&#8221; ifadesi sanıyorum bütün bunları tamamlıyor.</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/mutlaktoz.wordpress.com/741/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/mutlaktoz.wordpress.com/741/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/mutlaktoz.wordpress.com/741/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/mutlaktoz.wordpress.com/741/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/mutlaktoz.wordpress.com/741/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/mutlaktoz.wordpress.com/741/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=mutlaktoz.wordpress.com&blog=555137&post=741&subd=mutlaktoz&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://mutlaktoz.wordpress.com/2008/04/24/fernweh-ya-da-bir-arzu-nesnesi-olarak-uzak/feed/</wfw:commentRss>
	
		<media:content url="http://a.wordpress.com/avatar/mutlaktoz-128.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kacakkova</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>