Archive for the ‘şiirler’ Category

jazz

Nisan 20, 2008

“niçin niçin niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”

ismet özel

sözlerim var…..

Şubat 23, 2008

(….)
Kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.

(….)
Celladıma gülümserken çektirdiğim son fotoğrafın arkasındaki satırlar, İsmet Özel

kayıp derviş usta’nın aktardığı dizelerin ismet özel’e ait olduğunu hatırlayamadım, banu hatırlattı sağolsun. başlamışken durana kadar okudum yeniden. ismet özel’in bende tükenişini ve buna rağmen hala tükenmemiş şiirlerini, dizelerini hatırladım bu okumayla. güzel oldu. upuzun bir zamanı katettim anıımsadıklarımla.

oblivion

Ekim 20, 2007

(….)

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

(….)

ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş; kurtar bu gamlardan beni

Ahmet Muhip Dıranas‘ın olvido adlı şiirinin tamamı sözlükte.


şairler ve şiirleri

Ağustos 29, 2007

“ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
….”

ismet özel

bu dizelerin aklıma gelmesinin sebebi şu yazı……devamını da tam hatırlayamadım…..

ismet özel’in bende tükenişi“ni ayrıca yazmak gerektir belki….

geçelerde sky türk denilen kanalda gözüme çarptı, “hey gidi ismet özel şu luzumsuz lafları etmekten utanmalısın” diye geçirdim içimden….

ama şairler tükense de şiirleri tükenmiyor…..

tümüyle tükenmiyor yani…..

şaire kalan bir tek kötü şiirleri…

azalmak burcu

Ağustos 4, 2007

HakanErgün7

(7)

ben şimdi azalmak burcundayım
kum saatlerinde azalmak ve kerrat cetvelinde
kentin terli bölgelerinde azalmak
otel odalarında ve kaygan borsada
civilerin çınlayan sesinde azalmak
azalmak çarşı yerlerinde
azalmak ne mükemmel kelime

(…….)

çünkü bütün mesele azalmakta bugün
akılda azalmakta ve ağrıda ağrıda
hep dikine giden yağmuru azalmakta
naylon çadırları genleşen küreyi
tüfek çatışı, gergin kirişleri
azalmak bir büyük uçurum
başım dönerek düşeyim
azalmak beni kutlu ve yerleşik kılar
azalmak kendi başına..

Madde Kara, Hüseyin Kıran

her pazartesi

Haziran 11, 2007

[ yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi ]

                                       Yenilgi Günlüğü, Turgut Uyar

bizim KeKe

Haziran 6, 2007

Fero ile geçiyorduk rastlaştık Keke ile.Şiir yazmış.Önce bize okudu, sonra verdi blogta yayınlamam için.Sürgünde kendi “değerleriyle” ayakta durmaya çalışan bir garip oğlandır KeKe. Nasılsın diye sorsanız, “daha yaşıyorum abi!” yanıtını alırsınız ilk elden.Yılmaz Güney posterleri vardır evinin duvarlarında.Ve dolabın cam kapaklarına iliştirilmiş, babasının hemen yanında Yılmaz Güney fotoğrafları vardır.”Yılmaz Güney duruşu” yla bakar durup baktığında, işte bizim KeKe’nin şiiri, noktası virgülüyle.

_______________________________________________________________

keke

Evet efendim yine her yanımı bir sis sarmaya başlıyor/ Ebedi bir uykuya dalmadan/Aşkın şarabını bolca içebilsem/ İçsem de Hemaventlere Karışsam/ Dolansam dolansam Aşkında Hemavi deli olsam/ Her ayıldığımda tekrar/ Erenler şerbetin verseler/ verseler de Ruhumu hep ahu zoru eyleseler/ Uyandırmayın Kurban Erenler/ Aşkın Fıratından geçmekteyim/ Bırakın da Aşk ku Zoru süt içeyim/ Ben ben de değilim Hemavideyim/ Ağlar Gönlüm nakşin ile dolu/ Okşuyorsun da Ask ku Zoru nakş ile ruhumu-/ Ben neyleyim ruhum Aşk ku zoruda boğulmak ister-/ İlahi bir aşk ile ruhum Beslenir/ Beslenir de ruhu gönlüm haveyler-Nuru gönlüm ilmi haline kul eyler-/ Çagreyleyinde-Peygamberler,Pirler,Erenler-Nurlar gelsinler/ Gelsinlerde-Kadri ruhi halimi görsünler./ Ruhu canum Hay olmuş-/ Nergis Kokan Bağlarda Dell olmuş Kendinden geçer-/ Aşk ku Zorun ağır gelir.Ruhum helak taşıyamaz-/ Kızıl ateş gibi saçların-Miski amber kokar dalları-/ Ruhum selama durur Nurunu-hu-hu/ Ben den de değilim- Gayipteyim gayrı-/ Yerle-Gök arasında bir yerde-aşkın fenerini arar dururum/ Aşk ku şerbetin Nurul Aziz gibi yazar yazar doyamam-/ Hücreyi kanımda Güneş gibi-döner döner durursun ateş gibi…../ Şükrederimler erenler size.Bana bu eşki nakşettiğiniz için/ Şükrederim Pirler Size/ Benim bu ruhumu bugün bu eşkile beslediğiniz için….

___________

Uzun, soğuk ve karanlık bir geceydi

Sadece endişeyle yelken açıyordum geleceğe

Hiç ses etmeden sözcükler üretiyordum

telörgülü geceye

Tayfaları yaralı bir gemiyi andırırcasına

ayışığına sığınmış yorgun bedenim

gözyaşları ekiyordum içi kandolu

endişeyle yüreğime

Tatlı bir gelecek arıyordum soğuk gecede

bedenime saplanan buzlu ve sivri duygular için

karanlık uzun bir koridor yolculuğundan sonra

iniyordu bütün duygular ruhuma

freni patlak bir asansör gibi

yüzleşiyordum bütün pişmalıklarımla

karlı beyaz berlin akşamında

gözleri bağlı koşturuluyordum

apansız ıssız yüksek bir köprüde

Yeni sığınaklar arıyordum

ruhsal pişmanlıklarıma

Tekrar çocuklaşıp bir anne sütü özlemiyle yaşlanıyordum

menkıbe yolunda

yeni kod adlar vermektense duygulara

herşeyi oluruna bırakmak

en iyi çözüm oluyordu

içi isyan dolu

karlı beyaz berlin akşamında

bir şarap gibi kendimden geçiriyordu

vücuduma sığınmış mülteci duygularım

benim senden alacaklarım senin benden aldıklarından

çok olur umarım

çünkü bende sana verebilecek hiçbir şey kalmadı

berlin ne yazık

(6 Aralık 2007, Berlin)

************

Damla damla duygular

dönr bir pervane ruhu helak ile

döndükçe beden acı ve aşk ile

ruhum taşar sevda ile

Ruhum doldu mu sevdan ile

kanat gererim rüzgara umut ile

sevdan öyle sıcak ki kazan ile

kaynar dururum şevhet ile

Öyle sıcaksın ki şevhet ile

taşar dururum aheng ile

taştıkca azalır azaldıkça pişerim

piştyikce doyarım sevdan ile

hu diyelim erenler hu

öyle güzel ki kaynağın

yüreğimde uçan kelebek

yüreğimde açan gül

Ruhumu öyle besliyorsunki sel ile

bahçeler yaparım içerim cennet ile

nilgün marmara

Mayıs 2, 2007

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancim yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmıs ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göge zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı deðil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı’yi tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.Kefe’lerinden birine önün oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düsünceler yığılıyor, iste yetkin eşitlik…her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor.Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün baþka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlügüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.

Nilgün Marmara

baharağacı

Nisan 9, 2007

baharagaci

Bizim kondu da bahar ağacı böyle zuhur etti bu yıl…..nereye varacak bu kontraslar bakalim…bi de siir, siirin kara prensinden….

geçer sokaktan bakışsız bir
kedi kara.
çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.
kanatları sığmamış.
bağırır eskici dede.
bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

Ece Ayhan

cözülmüş bir sırrın üzüntüsü

Nisan 3, 2007

yagmur

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
işte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çarpıştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.

İsmet ÖZEL