jazz
Nisan 20, 2008“niçin niçin niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”
“niçin niçin niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”
(….)
Kazandım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.
(….)
Celladıma gülümserken çektirdiğim son fotoğrafın arkasındaki satırlar, İsmet Özel
kayıp derviş usta’nın aktardığı dizelerin ismet özel’e ait olduğunu hatırlayamadım, banu hatırlattı sağolsun. başlamışken durana kadar okudum yeniden. ismet özel’in bende tükenişini ve buna rağmen hala tükenmemiş şiirlerini, dizelerini hatırladım bu okumayla. güzel oldu. upuzun bir zamanı katettim anıımsadıklarımla.
(….)
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını,
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.
(….)
ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş; kurtar bu gamlardan beni
Ahmet Muhip Dıranas‘ın olvido adlı şiirinin tamamı sözlükte.
“ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
….”
ismet özel
bu dizelerin aklıma gelmesinin sebebi şu yazı……devamını da tam hatırlayamadım…..
“ismet özel’in bende tükenişi“ni ayrıca yazmak gerektir belki….
geçelerde sky türk denilen kanalda gözüme çarptı, “hey gidi ismet özel şu luzumsuz lafları etmekten utanmalısın” diye geçirdim içimden….
ama şairler tükense de şiirleri tükenmiyor…..
tümüyle tükenmiyor yani…..
şaire kalan bir tek kötü şiirleri…
(7)
ben şimdi azalmak burcundayım
kum saatlerinde azalmak ve kerrat cetvelinde
kentin terli bölgelerinde azalmak
otel odalarında ve kaygan borsada
civilerin çınlayan sesinde azalmak
azalmak çarşı yerlerinde
azalmak ne mükemmel kelime
(…….)
çünkü bütün mesele azalmakta bugün
akılda azalmakta ve ağrıda ağrıda
hep dikine giden yağmuru azalmakta
naylon çadırları genleşen küreyi
tüfek çatışı, gergin kirişleri
azalmak bir büyük uçurum
başım dönerek düşeyim
azalmak beni kutlu ve yerleşik kılar
azalmak kendi başına..
Madde Kara, Hüseyin Kıran
[ yenilmenin tohumunu taşır her pazartesi ]
Yenilgi Günlüğü, Turgut Uyar
Fero ile geçiyorduk rastlaştık Keke ile.Şiir yazmış.Önce bize okudu, sonra verdi blogta yayınlamam için.Sürgünde kendi “değerleriyle” ayakta durmaya çalışan bir garip oğlandır KeKe. Nasılsın diye sorsanız, “daha yaşıyorum abi!” yanıtını alırsınız ilk elden.Yılmaz Güney posterleri vardır evinin duvarlarında.Ve dolabın cam kapaklarına iliştirilmiş, babasının hemen yanında Yılmaz Güney fotoğrafları vardır.”Yılmaz Güney duruşu” yla bakar durup baktığında, işte bizim KeKe’nin şiiri, noktası virgülüyle.
_______________________________________________________________
Evet efendim yine her yanımı bir sis sarmaya başlıyor/ Ebedi bir uykuya dalmadan/Aşkın şarabını bolca içebilsem/ İçsem de Hemaventlere Karışsam/ Dolansam dolansam Aşkında Hemavi deli olsam/ Her ayıldığımda tekrar/ Erenler şerbetin verseler/ verseler de Ruhumu hep ahu zoru eyleseler/ Uyandırmayın Kurban Erenler/ Aşkın Fıratından geçmekteyim/ Bırakın da Aşk ku Zoru süt içeyim/ Ben ben de değilim Hemavideyim/ Ağlar Gönlüm nakşin ile dolu/ Okşuyorsun da Ask ku Zoru nakş ile ruhumu-/ Ben neyleyim ruhum Aşk ku zoruda boğulmak ister-/ İlahi bir aşk ile ruhum Beslenir/ Beslenir de ruhu gönlüm haveyler-Nuru gönlüm ilmi haline kul eyler-/ Çagreyleyinde-Peygamberler,Pirler,Erenler-Nurlar gelsinler/ Gelsinlerde-Kadri ruhi halimi görsünler./ Ruhu canum Hay olmuş-/ Nergis Kokan Bağlarda Dell olmuş Kendinden geçer-/ Aşk ku Zorun ağır gelir.Ruhum helak taşıyamaz-/ Kızıl ateş gibi saçların-Miski amber kokar dalları-/ Ruhum selama durur Nurunu-hu-hu/ Ben den de değilim- Gayipteyim gayrı-/ Yerle-Gök arasında bir yerde-aşkın fenerini arar dururum/ Aşk ku şerbetin Nurul Aziz gibi yazar yazar doyamam-/ Hücreyi kanımda Güneş gibi-döner döner durursun ateş gibi…../ Şükrederimler erenler size.Bana bu eşki nakşettiğiniz için/ Şükrederim Pirler Size/ Benim bu ruhumu bugün bu eşkile beslediğiniz için….
___________
Uzun, soğuk ve karanlık bir geceydi
Sadece endişeyle yelken açıyordum geleceğe
Hiç ses etmeden sözcükler üretiyordum
telörgülü geceye
Tayfaları yaralı bir gemiyi andırırcasına
ayışığına sığınmış yorgun bedenim
gözyaşları ekiyordum içi kandolu
endişeyle yüreğime
Tatlı bir gelecek arıyordum soğuk gecede
bedenime saplanan buzlu ve sivri duygular için
karanlık uzun bir koridor yolculuğundan sonra
iniyordu bütün duygular ruhuma
freni patlak bir asansör gibi
yüzleşiyordum bütün pişmalıklarımla
karlı beyaz berlin akşamında
gözleri bağlı koşturuluyordum
apansız ıssız yüksek bir köprüde
Yeni sığınaklar arıyordum
ruhsal pişmanlıklarıma
Tekrar çocuklaşıp bir anne sütü özlemiyle yaşlanıyordum
menkıbe yolunda
yeni kod adlar vermektense duygulara
herşeyi oluruna bırakmak
en iyi çözüm oluyordu
içi isyan dolu
karlı beyaz berlin akşamında
bir şarap gibi kendimden geçiriyordu
vücuduma sığınmış mülteci duygularım
benim senden alacaklarım senin benden aldıklarından
çok olur umarım
çünkü bende sana verebilecek hiçbir şey kalmadı
berlin ne yazık
(6 Aralık 2007, Berlin)
************
Damla damla duygular
dönr bir pervane ruhu helak ile
döndükçe beden acı ve aşk ile
ruhum taşar sevda ile
Ruhum doldu mu sevdan ile
kanat gererim rüzgara umut ile
sevdan öyle sıcak ki kazan ile
kaynar dururum şevhet ile
Öyle sıcaksın ki şevhet ile
taşar dururum aheng ile
taştıkca azalır azaldıkça pişerim
piştyikce doyarım sevdan ile
hu diyelim erenler hu
öyle güzel ki kaynağın
yüreğimde uçan kelebek
yüreğimde açan gül
Ruhumu öyle besliyorsunki sel ile
bahçeler yaparım içerim cennet ile
Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancim yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmıs ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göge zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı deðil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı’yi tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.Kefe’lerinden birine önün oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düsünceler yığılıyor, iste yetkin eşitlik…her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor.Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün baþka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlügüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.
Nilgün Marmara
Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
işte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çarpıştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
İsmet ÖZEL