Archive for the ‘sayıklamalar’ Category

kar beyazdır ölüm

Şubat 7, 2008

kar yağdı! kar yağdı!
bütün mümkünlerin kıyısında yankılanıyor sesin.
karın yağışını duyuyorum, bakmadan. sonra kar kokusunu. uzak ve hep aynı yalnızlığın içinde. pencereyi açıyorum, iki yanından ardına kadar, içeriye soğuk havayla birlikte ölüm esiyor. karanlığın yüreği çarpıyor orada. bahar havasında vagonların penceresi açılır, içeriye ölüm esiyor. bilge karasu. bir hapishane hücresinin kirli duvarları ve küf kokularıyla belleğime yerleşmiş. bir hayali bir anıya dönüştürüyor zaman. bazen de bir anıyı bir hayale. sabahın erken soğuğu yüzüme çarpıyor. her yan beyaza kesmiş çoktan. kar her yanı kaplamış. iri taneleriyle ağır ağır yağıyor yine. yağdıkca ağırlaşıyor hüzün. aynıyı yenilemektir elimizden gelen.diyorum. acınası bir söz. yabancı bir dünyada büsbütün yabancılaştık her şeye. hepsi bundan ibaret. büsbütün yitirdik hiç olmadığımız şeyi. bembeyaz bir mutlaklık. derin bir soluk alıyorum. sonra daha derin. mutlak olan ölümdür nihayetinde. ve gerçek olan tek gerçek. demiştim ya, pencereyi açıyorum. şu mekanda ve şu zamanda. bütün zamanları ve mekanları üstüste bindiren yankı. trenler vagonlar pencereler. içeriye ölüm esiyor nerede bir pencere açılsa. bir kar yağsa diye bekliyorum karanlığın yüreğinde. ya da bekledim. her yan beyaza kesilse. bembeyaz. mutlak. biraz daha eksiliyorum nedensiz. biraz daha kelimelersiz. ellerin üşümüş diyorum zamanın bir yerinde. kimbilir zamanın bambaşka bir yerinde ne. hep aynı yere varıyorum. her şey ne tuhaf, anılar, düşler, düşündüklerimiz. yaşadığımız hayat. her yanı kaplayan beyazlık. işte bir mahkumun duvarlarını özlemesi kadar apaçık. bu dünyaya alışmak korkusu. karanlık bir kuyu gibi kayboluyor içimde kelimeler. kar yağdı! kar yağdı! diye yankılanıyor sesin, kar yağsın diyorum buram buram, ‘sırf unutmak için unutmak ey kış/ büyük yalnızlığını dünyanın‘, kar yağsın ve pencereleri ardına kadar açayım…..

*sondaki dizeler dıranas’ın

noktanoktanokta

Şubat 6, 2007

Bosch/Aziz Antonius’un aranmasi

…………bi yolculuktan önce yanımıza neleri alacağımızı düsünmek özgürlük noksanlığı midir……ya da özgürlüge bile fazla bağlanmadan gidebilmek midir özgürlük?…….ben gidemiyorum ben neyim?……. “Kendin ol” buyruğunu duydukça midem bulanıyor öfkeden……sacma……kimim ben?…….şemsiyesini evde unutmuş adam………yenilgileriyle……ve her seferinde yanlışlanan düsünceleriyle kendi elinden tutup yürümek zorunda olan………işte gör, bi yanlışlığım bu dünya da en az senin kadar………sen ne cehennemdesin………….kallavi ve ahenkli bi küfür gönder bana…… ya da boşver………..beni çocukluğumun soğuk gecelerine götürebilir misin Kaptan………….ıslak battaniyelere sarınarak it gibi titrediğimiz serseri sokaklara……….ortak noktamız, gece ve ikimizin de sigarası bitti………bütün bu noktalar oradan mi cikiyor simdi, nereye gidiyor peki?……..noktalardan önce ve noktalardan sonra ne vardi?………boşlukları nasıl dolduruyorduk………..keşişin gözleri acınası ve hep yargılanan……

aşk mümkün mü?

Ocak 7, 2007

en yalniz yalnizliginla……
……
aksam kendimden hicbir seyin olmadigi bi mutfakta kendimin yapmadigi bi yemegi yerken birden ne kadar anlamsiz geldim kendime… gereksiz.öylece ellerimle girismis bi tavugun bacagini didiklerken buldum kendimi ve öyle zavalli gördüm ki beni,sasirdim….bu ben miyim.
neden yemek yiyorum ki.beynimin degil ruhumun hic degil,genlerimin varligini sürdürme arzusunun sonucu bu edim.yedim, bitirdim ve arandim bi süre daha avini mideye indiren hayvanlar gibi……
o zaman acidim insanlara…..

yalnizlik bu yüzden zor belki.tek basina bi insan kalirsin cünki ve fizyolojik olarak hayatta kalma cabani tek basina verirken bedenselliginle yüzlesir,bu cabani soyutlayabilmekte zorlanirsin. bi topluluga bi kimlige bi bize ait olmanin korunakli ikliminden uzak kalirsin… tek basina…..
oysa kalabalik sofralarda yenilen aksam yemekleri igrenme degil sevinc verir.kültürün bi parcasisindir cünki…insanligin bi parcasi bireyi olursun,avindan sonra yalanan bi hayvan degil.diskilaman bile bi kültür olur.tuvalet kültürü!!!!(ki cok övünüyor almanci türkler bununla.”avrupada krallar kovalara sicarken,bizde tuvalet vardi” diyorlar.ulusal gurur)

insan kendini tatmin ederken de tekbasina igrenir kendinden.oysa doyumdur degil mi yasadigi. ama tekbasina doyuma ulasmak bile iticidir.biri ya da birilerinin varligi ise yuceltir meseleyi. bi isik bi buyu kazanir durum.kutsal bi haleye bürünür hikaye…….bi baskasinin varligiyla ask olur mesele.ask….ugruna ölümlere gidilen ve ugrunda ölümlerden dönülen ask…..
……………….
kim demis cehennem ötekidir diye.
öteki cennettir de.
sana degen ve seni varkilan kutsal dokunus….

cennet var mi?
ask mümkün mü?

???????

Ocak 4, 2007

bu soguk kuzey ülkesi karanlik yine..günessiz.hava dolu dopdolu sanki ama yagamiyor.oysa bi yagmur yagsa yüzyillik bi saganak bosalsa, akitsa icini gökyüzü,bitecek belki de yerdeki gerilim.

sokaklarda kurusiki kovanlari….sokaklar patlamamis torpillerle dolu.soluk benizliler,yagiz tenliler ,kara kafalilar,saribaslilar,kizilbaslar cekikler ve cekinikler herkes tüm herkes tüm iki ayak üzerinde yürüyenler ya da dik yürüyenler -insan adi takilmadan önce soyumuza böyle mi diyorlardi ilk atalarimiz kendilerine- havai fiseklerle kutladilar yeni yilin görkemli kayisini hayatlarimiza.(böyle diyor almanlar yeni yila mutlu kayislar)
zavalli soyumuz….zavalli biz,sanki sonsuz bi durmusluk haliyken zaman ve sanki akip giden ömürlerimizken yalnizca,zamani dilimlere bölüp,eski yeni ilan edip zamani,bu acikli yanilsamayi kutluyoruz görkemli isiklarla ateslerle,kötülükleri yakarak yazilmis kagitlarda,kutluyoruz en acikli yanilsamayi…..ama birakamiyoruz iste kendimizi geride,eski yili birakir gibi,yeni bi ben`e gecemiyoruz.
……………………
bense kapatip gözlerimi,siginip görmeyise görünmeyise,ilkel danslar ediyorum.kimse yok karanligimda,insanlar yok, uygarlik yok,isimler yok,ben yokum.bi beden var sadece.müzigin ritmine ilkel karsiliklar veren bi beden………………….ama degil,degil aslinda hal böyle degil……icim karanliklarla dolu.oysa ayirmistim kendi icimi dünyadan ben.icimi distan ayirmistim.öyle saniyordum ya da.saniyordum ki dünyadan kendime göcmekten baska secenegim kalmadi.ama kolay degil öyle bu zamanda ipini koparmak….köpeklesmek kolay degil.göcemiyorum da ama kendimden dünyaya.bir sinir cizgisinde arada kaldim……..
sinir ….sinirlar…….hep mayinlarla döseli tekinsiz alanlar.

(söylenmeyen,söylenemeyen binlerce söz var icimde…)
……………………………………..
kendimden dünyaya göcemiyorum.durup durup, dönüp durup kendime cikiyorum.ve hicbir sey hafifletmiyor sonra icimde bu karsilasmanin yükünü.sanki kaybolmaya yüz tutmus bi kötülük gibiyim icimde.kötülük…..icimde acliktan uluyan cakallar gibi kötülük…..kendimi zehirli bi hayvan gibi hissediyorum,kara zehirli bi hayvan.kuyrugunu isirmis bi yilan,sürekli bi devinim icinde hep kendine cikan kisir bi döngü…..
……..
simdi gece,karanlik,uyuman gerek simdi,insanlar uyurlar ya geceleri…uyku gel bul beni…
zehirli hayvanlar da uyurlar mi geceleri…..
simdi gece uyumaliyim.uyku gel bul beni,bana güzel rüyalar gördür….
simdi gece uyumalisin.kapat gözlerini.
gece karanlik,gözlerimi kapatiyorum kapkaranlik….dipsiz karanlik.ürküyorum karanligimdan.aciyorum gözlerimi.endami nazli sevgilim dönmüs yanini uyuyor.dayiyorum gövdemi narin sirtina,sariliyorum ona….sevgilimin kalbi avucumda atiyor.sevgilimin kalbi ürkek bi serce simdi avucumda cirpinan.bu cirpinis tutuyor beni…..bu ürkek cirpinis…icim aciyor.
sevgilim der ki bana hayat sacma hersey de bos.
bi de der ki kocaman evrende garip bi yuvarlagin üzerinde yasayan organizmalariz sadece…..
sevgilimin kalbi kara bi karga bazen de…
sen canli organizma,tüm bu sacmaligin icinde sen sapasarmis,sapsacmalamis bi sacmaliksin.bi soru isaretisin sen.kocaman bi soru isareti………..

sesinde….

Aralık 21, 2006
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu 

Bilmiyorsun, sesinde sesim var, uçurum…

Bakışlarındaki siyahi kendime sormuyorum artık.Seni kendi gecemden bildim… umarsız karanlıgımdan…

Zaman ki, bir bilinmezlikten bir başka bilinmezliğe akıyor, kanırtarak içimizi, ve seni başka ve beni başka bir geceye bölerek, iste gözlerinin sürmesi, kırık kanatli kuşlardır bakişlarinda, kara…

ya da öncesiz ve sonrasız, yekpare bir buzul sonsuzluğudur zaman…

ki sensizlik değilse bu üsümelere sebep…

eğilip bir taş atıyorsun içine bakarken uçurum, bir sessizlik yankılanıyor gecede, kara, bir ellerim kanıyor bunca çaresizlikten, sarsak kelimelerin sesim oluyor acemi cümlelerinle yankılanan…karanlık ayetler sayıklıyoruz sesinde…

Yalnız senin bakışındır boşluğu engelleyen
senin parıltındır yalnız yok oluşun karşısında:
ve yalnız senin aşkındır geceyi kapayan yeniden.

ve hayatın zehri durmadan birikmekte içimizde…durmadan ve durmadan birikmekte içimizde kara, kapkara yoklugumuz…

bir gözünü kapatıyorsun ve karanlıgında kayboluyorum, kuyuya düsen cocuk, bir taş buluyorum simsiyah ışıltılı, sesini yankılayan…seni sayıklayan simsiyah bir taş, yüregim…

zaman belki de simsiyah bir gecedir…

ve belkide bu yüzden bütün kelimeler, yokluğumuzun kara imleridir…kanayan…durmadan kanayan…sesinde…

işte sarsak kelimelerin, beni böyle….. iste siyamsiyah bakışın uçurum…..içine attığın taş….. kayboldugum derinligin, simsiyah……sayıklamalarınla, iste sesin…sensin…

yokluğun…

bilmiyorsun, sesinde söylenmemiş sözlerim var, kara…

ve sensinsizlik…

uçurum...

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna