Archive for the ‘sabuklamalar’ Category

dada…

Kasım 24, 2007

hakanergün10

“….yaratıklar arasından güçsüzlerin dansı olan mantığın ortadan kaldırılması Dada’dır; her hiyerarşinin ve uşaklarımız tarafından, değerler için kurulan her toplumsal denklemin ortadan kaldırılması Dada’dır; her nesne, bütün nesneler, duygular ve karanlıklar, hortlaklar ve paralel çizgilerin kesin şoku savaşmak için araçtır: İşte bu da Dada’dır; belleğin ortadan kaldırılması Dada’dır; arkeolojinin ortadan kaldırılması Dada’dır; yalvaçların ortadan kaldırılması Dada’dır; doğallığın dolaysız ürünü olan her tanrıdaki tartışmasız mutlak inanç Dada’dır.(…)”

[ Modernliğin Serüveni (YKY), "Dada Hiçbir Anlama Gelmez", Tristan Tzara ]

tabutta rövaşata

Ekim 17, 2007

türbünlerdeki meksika dalgası gibi bu mim dalgaları.bi başladı mı gidiyor. bu sefer ki mim konusu kendinizi anlattığını düşündüğünüz dizeleri yazmaktan oluşuyor. zor mesele. akşamdan sabaha değişiyor/değişecektir zira bu dizeler. hatta bir saatten diğerine. diyelim rakının birinci kadehinde başka dizeler anlatıyor beni, üçüncüde başka, beşinci de başka, ne olacak şimdi anarşit efendi. peki ya vinçleri ararken aklıma gelenler? hangisi beni anlatır ki? ‘ben’ hangisiyimdir ki? neyse yapacağız bi güzellik. tuhaf bi şekilde “ben ruhi bey nasılım?” takılıyor bu sıralar dilime. “sarı bir çarşambadan kahverengi bir cumartesiye” zaman, yere dökülen bir un sessizliğinde gidiyor ya, belki ondandır. uzakları özlemekten ya da belki. neyse ne işte fakat ruhi beyden yazmayacağım. f.c‘nin pasını şöyle bir rövaşata ile değerlendirmek niyetindeyim.

hüseyin kıran’dan dizeler:

(…)
ben keramet sahibi araçlara bindim utandım
ben kitaplardan ve duvarlardan varım
nefret bağdaş kurmuş kaburgalarımın arasına
en çok işlek tabiatımdı, küfrettim
özenle beslediğim ince cinnetim
şikayet etse beni tuhafsamam
çünkü yazık, yaşayan yerlerimle varım
(…)

 

___________________________

*pass, tolga abi ve thelost…….acaba nedir nedir?

albayım, ben hiç kendim….

Eylül 28, 2007

HakanErgün8

Soyut durumdayız albayım, her şeyin özüyle ilgileniyoruz. Ah, albayım, kızmayın! Haklısınız, kelimeler kelimeler kelimeler. Bütün hayatı kelimeler uğruna, ici boş kelimeler uğruna harcadım! Ne kaldı elimizde? Nihavend makamı, buruk hatıralar. Bir de kitap falları. Ben de bilmiyorum artık albayım ne dediğimi? Bildiğimi zannetiğim şeyleri nasıl bilebiliyorum diye soruyorum bazen. Bakın tüylerim diken diken oluyor yine. Hepimizin sana ihtiyacı var, albayım, sen bizim her şeyimizsin. Dünya boktan bir yerdir sonucta, degil mi albayım? Tamam, agzimizi bozmayalim. Dilimize sahip çıkalım. Herşeyi birbirine karıştırmayalım. Elmalarla armutları toplamayalim. Bağıslayın albayım. Ben hiç kendim olamadım. İçimde, hep bir sürü…. bisürü başka başka…..Bırakmadılar albayım. Ben kendim bırakmadım. Bir kişiliğim olsun istedim. Bir içim. Dilimde kabuk kabuk yara bere, böyle kir pas içinde, çıkmaz lekelerle dolu, dehşet, bir katledilmiş varlıkla gece gündüz tarih, izimi süren sürek avı doluluk peşimde, ve ben bir boşluk, bağışlayın. Neresinden bakarsanız bakın albayım, işte soyut durumdayız.

modernizm postu serince…..

Haziran 15, 2007

Gercek yoktur, gerçek ancak “imkansız şey” olarak yokluğunda varsayabildiğimiz bir şey olduğu için. Özgünlük yoktur, kopyaya kaynaklık eden de kopyadır ve ”asıl” ‘a ulaşmak sözkonusu olamaz. Saf gerçeklik ya da olgular yoktur, bakışın bütün olanaklarına yorum‘un izleri sinmiştir ve bundan kaçılamaz, ayrıca bütün yorumlar önceki ya da başka bir yorumun yorumlanmasıdır. Hakikat yoktur, öyküleme ve yansılamanın ötesinde tek ve/ya da mutlak olarak geçerliliği temellendirilebilecek bir hakikat olamaz. Her tür otantiklik arzusu, açık ya da örtük olarak, hakikatin yokluğunu gizleyen bir simülark olmanın da ötesinde, sümülarkın simülarklığını gizleyen bir hakikat yokluğudur. Metnin dışarısı yoktur, her tür bilgi, ontolojik ya da epistemolojik varsayımları içeren her tür bilgi, metinsel bir okumadır sonuçta, dışsal gönderimleri sürekli metnin içine düşer. Dilimizin sınırları dünyamızın sınırlarıdır, çünkü, her tür bilme girişimi dille sınırlanmışdır. “Aşkın gösterge“nin yokluğunda sonsuz bir anlam oyunu gerçekleşir. Cehennnem benim, “ben” her zaman zaten başkalarının yaratımı olduğu için (ben başkası’dır) ya da “hepimiz başkaları için başkası” olduğumuzdan. İktidarın merkezi yoktur, bir “ilişkiler ağı” olarak merkezsiz her yere yayılmış olduğu için…..

sebepsiz

Haziran 10, 2007

Evi Nepal’de kalmış/ Slovakyalı bir salyangozdur ruhum

……işte, durduğun yerde duramıyorsun.Sebepsiz.Hiç bir yere ait değilsin ve belki hiçbir yerde….Yıkım diyorsun, vaadsiz ve umarsız….öncesiz ve sonrasız……sadece yıkım…..Gerekcesini yitirmiş bir ömür…..sürüyorsun peşin sıra, varlığının yükünü omuzlayarak…….sana güç veren hiçbirşey yok geçmişten ve gelecekten….ne geçmişi hiçliğinde kurtarabilirsin, ne de geleceği nedensizliğinden….şimdi, zamanın kayıp kıtası…..hükümsüzsün…..değerler hep bir karanlık boşluğa değiyor sende……hep eksik çıkıyorsun insanlardan bu yüzden…..hep eksilerek…..şimdinin gayya kuyusu, gecenin ucuna yolculuk….varoluşsal bir bunal’tı bile değil içindeki bulantı….varlığın varoluşunu sorun etmek bile, bir sebep değil yaşamak için….sen bir taş taşıyıcısısın, yalnızca bu….saçma’nın saçmalığının laneti……ne buraya nerden geldiğinin bir önemi var, ne de buranın neresi olduğunun….yazı yazgıyı sevmek içindir belki…..

başka bir şehir bulamazsın