Archive for the ‘manifesto’ Category

jenseits

Şubat 15, 2008

Birey, kendi kavramıyla ölçüldüğünde, gerçektende Hegel’in felsefesinin öngördüğü kadar boş ve geçersiz bir konuma düşmüştür; ama bireyin kendi açısından bakıldığında özsel olan da görünüşte anormal bir durum gibi yaşamasına izin verilen o mutlak olumsallıktır. Dünya sistematikleştirilmiş dehşettir; ama bu yüzden dünyayı bütünüyle bir sistem olarak düşünmek de ona fazla değer biçmek olur; çünkü birleştirici ilkesi nifaktır ve genelde tikelin uzlaşmazlığını olduğu gibi koruyarak sağlıyordur uzlaşmayı. Canavarlıktır dünyanın özü; ama görünüşü, sürüp gitmesini sağlayan yalan, bugün için hakikatin vekilidir

Minima Moralia, 116, Thedor Adorno

tren istasyonuna çıkan merdivenlerin altında uyurken ya da otururken görüyordum onu çoğunluk….işe, okula, alışverişe, bir randevuya, herhangi bir amaç ya da gereksinimle bir yerlere koşuşturan, hareket eden kalabalıklar arasında…..karton kutular ve tahta kasalardan oluşan bir mekanı vardı….aşklarköpekler’deki o eski gerillayı getiriyordu aklıma…..yalnız etrafında köpekler yoktu ve pejmürdeliği sınırsızdı…..onun eski bir gerilla olduğunu varsaymam oysa romantik zırvalıkların bir parçası, bunu artık daha iyi anlıyorum….saçı sakalı birbirine karışmış, asla münzevilik barındırmayan bir yalnızlığa gömülmüştü….resmi anlamda herhangi bir kağıda sahip değildi, ne de herhangi bir toplumsal ilişkiye…..konuştuğuna hiç tanık olmamıştım…..yaşamıyla ilgili bir çok farklı hikayeler anlatılıyordu…..kendini dil’den de sürmüştü belkide…..bir çok kez alıp götürmüşler, temiz giysiler, yemek yiyebileceği ve barınabileceği sıcak bir yer vermişler, her seferinde aynı şekilde her şeyi bırakıp dışarıya gitmiş…..ya da kaçmış demek gerek belki de……bakışlarında saydam ve geçirgen olmayan bir ifadesizlik vardı, kelimenin tam anlamıyla karanlığın yüreğine(joseph conrad) yerleşmişti belkide….kuntz’un “dehşet! dehşet!” diye haykırdığı o son ana……o bakışları düşündükce dışarı dediğim şeyin tasavvur edebileceğimiz zamansal ve mekansal düzenlemelerle ve algılamalarla anlaşılamayacağını görüyorum…insanı delip geçen, herhangi bir anlam kırıntısına, ilişkiye ve tercümeye olanak vermeyen bir dehşet bakıştı onunkisi….yanından her geçişimde duyduğum bir dehşet……ulaşabilmek olanaksızdı….onu görmüyoruz diye düşünmüştüm ilk seferinde…..sonra aslında onun da bizi görmediğini düşündüm…şimdi-ve-burada, fakat bambaşka bir boyutta yaşıyor….bildiğimiz anlamda zamanın ve mekanın düzenini iptal etmiş, bizimle yaşamıyor asla, ve dahası sürdürdüğümüz hayatı varlığıyla bizzat sorunsallaştırıyordu…..yargılamadan, herhagi bir şekilde sorgulamadan, soru sormadan, sırf varlığıyla…..bu yüzden sürekli alınıp götürülüyor ve kapatılmaya çalışıyor olsa gerek……bunları düşünürken, onunla her karşılaşmanın sonrasında olmuş olduğum herşeyden yeniden ve yeniden tiksindim…..onun orada olmaklığıyla kendini kapattığı dehşet, içinde kendi hayatımız diye ahkam kestiğimiz büyük kapatılma‘nın dehşetini apaçık kılıyordu yalnızca…..öyle ya da böyle, ona lanetler yağdırırken bile bir dolu anlamlar yüklediğimiz dünya sefilleşiyordu……her tür anlamı iptal eden bakışlarındaki saydamsızlık, benim dünyaya getirebileceğim bütün inceltilmiş eleştirilerin, bütün etkileyici itirazların, okuyan çoğu insanın da hoşuna gidecek karşı çıkışların hepsini katlanılmaz bir sefilliğe dönüştürüyordu daha dile gelmeden…..sefaletin eleştirisi ve eleştirinin sefaleti…..zamanın ve mekanın düzenine nasıl ait olduğumuzu, onu nasıl yeniden ürettiğimizi, karşı olma konumlarında bile onu nasıl süreklileştiridiğimizi dehşetli bir şekilde duyuyorum o bakışları hatırladıkça…..bildiğimiz anlamda zamanın ve mekanın dışındaydı…..kacımız gercekten kendine ait olduğunu söylebileceğimiz bir zamana sahip diye soruyorum sık sık…..zamanın ve mekanın düzeninde kendimiz dediğimiz şey kendimiz değiliz asla…….bunu belki çoktan biliyoruz…..ama bilmek neyi değiştirir…..kişi zamanı kendisine ait kılmamalıdır, aksine zamanı kendiyle birlikte parçalamalıdır….nasıl peki?…tam bir çıkışsızlık….her halükarda “zamanin ve mekanin düzeni“ne yenik durumdayız…..üretimin ve tüketimin bütün carklarından geriye cekilmek, her tür insani ihtiyacın ve gerekliliğin dışınana çıkmak, ancak insanin kisisel olmayan bir felaketi kişi olarak üstlenmesiyle mümkün…..oraya bilgiyle gidilemeyeceği çok açık….her tür hamle, dile getirilen her tür inceltilmiş eleştiri, her tür bilgi kırıntısı, her tür kendilik, çoktandır yaşamın yaşamadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye hizmet etmek olacaktır…..

o kayıp ruhun, her türden özne konumunu yadsıyarak üstlendiği dehşet bu hizmetin reddidir….

dada…

Kasım 24, 2007

hakanergün10

“….yaratıklar arasından güçsüzlerin dansı olan mantığın ortadan kaldırılması Dada’dır; her hiyerarşinin ve uşaklarımız tarafından, değerler için kurulan her toplumsal denklemin ortadan kaldırılması Dada’dır; her nesne, bütün nesneler, duygular ve karanlıklar, hortlaklar ve paralel çizgilerin kesin şoku savaşmak için araçtır: İşte bu da Dada’dır; belleğin ortadan kaldırılması Dada’dır; arkeolojinin ortadan kaldırılması Dada’dır; yalvaçların ortadan kaldırılması Dada’dır; doğallığın dolaysız ürünü olan her tanrıdaki tartışmasız mutlak inanç Dada’dır.(…)”

[ Modernliğin Serüveni (YKY), "Dada Hiçbir Anlama Gelmez", Tristan Tzara ]

yalnızlık

Ağustos 13, 2007

İstenç ve Tasarım Olarak Yalnızlık, buyurun, yalnız dikkat edin canınızı acıtabilir…..

pencere tutsağı

Temmuz 15, 2007

 

“…Bırakma yeryüzü salına tünemiş pek kara kuşlar Örtsün bakışımı, Görmek acısı sürsün pencere tutsağının…….”

Bütün ikili anlam oyunlarından çıkıp gitmek, sonunda…. Yükseliş ve düşüş.Aydınlık ve karanlık.Bitiş ve başlangıç.Yaşam ve ölüm.Doğru ve yanlış.İyi ve kötü……Aynalar en yorgun yerinde kırılır her zaman, sırrı dağılırken sessizlikte…. Dağılan yüzümdü, oysa ayın karanlık suretinde. Suyu gördüm. Kör bir kuyudan yansıyan. Karanlık, suyu.Kör bir bakıştan nasıl yansıyabilirse gece. Bilgisizlik, nasıl bir yankısıysa gerçeğin….. Bütün gitmelerden gitmek. Artık. Nihayet. Dünyanın bütün arka bahçelerinden, sessizliğe….

Hayır, daha fazla anlatmaya çalışmak yersiz: ya sisifos’un mutlulugu ya nilgün marmara.

 

 


aynanın arkası……ndan

Haziran 5, 2007

[Yazar, bir ev kurar metninde.Kağıtları, kitapları, kalemleri ve evrakları bir odadan ötekine taşıyıp duruken yol açtığı kargaşanın aynısını düşüncelerinde de yaratır.Kah memnun kah huzursuz, içine gömüldğüğü eşyalardır bu düşünceler.Onları şefkatle okşar, kullanır, eskitir, karıştırır, yerlerini değiştirir, tahrip eder. Artık bir yurdu kalmamış kişi için yaşanacak bir yer olur yazı. Orada, tıpkı vaktiyle baba evindeki gibi, çöp ve lüzumsuz eşyanın da birikmesi kaçınılmazdır. Ama şimdi bir kilerden veya sandık odasından yoksundur ve yaten bu artıklardan ayrılmak da kolay değildir. O da, sonunda sayfalarını hep ıvır zıvırla doldurmak pahasına, odadan odaya sürükleyip durur bunları.Kişi kendine acıma duygusuna yenik düşmemek için bir teknik zorunluluğa da dikkat etmelidir: Zihinsel gerilimin gevşeme olasılığına karşı her zaman uyanık olmak ve yapıtın üzerinde kabuk bağlamaya veya hedefsizce oraya buraya sürüklenmeye başlamış herşeyi atmak -üstelik şimdi yavan ve cansız biçimde bu artıkların geçmişte, bir tatlı dedikodu gibi, büyümeyi kolaylaştıran o sıcak atmosferi beslemiş olduğunu bile bile.Sonunda yazara kendi yazılarında bile yaşanacak yer kalmamıştır.]

(metindeki vurgular bana ait - kk.)

Minima Moralia, Theodor Adorno

teknolojiye karşı…

Haziran 4, 2007

Teknolojinin içinde teknolojiye muhalif olmak. Nereye kadar? Nasıl? Önemli bir soru: Hayatımızda sahip olduğumuz her şeye gerçekten ihtiyacımız var mı? Bir tür cevap ya da  cevap için işaret noktası:

“Sahip oldukların sonunda sana sahip olur” (Dövüş Kulübü, Chuck Palahniuk).

Hesaplaş.

ahlak sorunu

Haziran 1, 2007

[Bugün insanın evindeyken kendini evinde hissetmemesi bir ahlak sorunudur]

Bu sözün başka bir çevirisi de Orhan Orhan Koçak ve Ahmet Doğukan tarafından şöyle yapılmış:

[Kendi evimizi ev olarak görmemek, orada kendimizi "evimizde" hissetmemek, ahlakın bir parçasıdır]

Minima Moralia, Theodor Adorno

Geri Dön! Her şey Affedildi!

Mayıs 9, 2007

….

[ Tıpkı barfiksde büyük dönüşü yapmaya çalışan jimnastikçi gibi her çocuk, er ya da geç kendi payına düşecek kaderi belirleyen talih çarkını kendisi için çevirir. Çünkü, yalnız onbeşindeyken bildiğimiz ya da yaptığımız şey bizi cezbedecektir. Dolayısıyla, hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz bir şey vardır: Onbeşimizdeyken evden kaçmamış olmak. Sonradan anlarız: Sokakta geçirilen kırksekiz saat, tıpkı alkalik çökeltide oolduğu gibi, mutluluğun kristalini yaratır.]

                                                        Son Bakışta Aşk, Walter Benjamin

bütün teoriler gridir

Nisan 23, 2007

Silent

“hayat ağacı yeşildir, teori ise gri” derdik eskiden, ne saçma söz…….

hayat ağacı yeşilse bile, ‘bütün teoriler gridir’ (Baudrillard), ve kim konusabilir teorinin ötesinde ya da üstünde…..

bir yaprak kurdu olsaydık, ya da yaprağın kendisı, asla bilemeyeceğimiz ve bilmediğimiz için gerçek olan bir yaşamımız olurdu…..oysa biz durmadan yayılan bilgiyle puslu hayatlar sürüyoruz yalnızca…

yanlış bir hayatı doğrulamaya çalışıyoruz düsünmekle…..

“modern yanılsamalar” bize yanılsamanın hiç de modern olmadığını gösteriyor durmadan…..

bu yanılsama‘nin gerçekliği’nde, Devrim‘ler de Düzen‘in emniyet sübaplarıdir….

her zaman kaçışı denemek gerekir…..

anlamaya çalıştıkça

Nisan 5, 2007

kelebektoplamak

9. [Yaşam, anlamaya çalıştıkça kaybettiğimiz bir şey, değil mi? Anlamaktan yorulduğunda, her şeyi ve kendini olduğu gibi bırak. Bunun ne kadar imkansız olduğunu göreceksin. Ama dene. Neyse o olmak insana kapalı. Bir şey olmak, varlığını varkılmak zorundasın; ve herşeyi anlamak ve açıklamak.....kendine ve başkalarina....bunun bir tuzak olduğunu anladığında dur artık. Kendini durdur! Her şeye bir anlam vermeye ve açıklamaya çalışman boşuna, kabul et. Anlamasız bir varlık olarak, olabilirse, sadece yaşa.]