örjinal adı “Dvojnik” olan roman 1846′da yayınlanıyor. okuduğum kitapta Öteki (2010) olarak çevrilmiş, bordo siyah yayınlarında Öteki Ben (2005) olarak. ayrıca can yayınlarından sabri gürses çevirisiyle İkiz (2010) adıyla yayınlandı kitap. dostoyevski’nin yaşam öyküsünde ‘acıklı’ bir yeri var kitabın tarihinin. çok umutlar bağladığı, inandığı bir hikaye ancak başarısızlığa mahkum oluyor. belki, bazı yönleriyle haklı gerekçeleri var bu mahkumiyetin. belki yanlış anlaşılma ve hatta anlaşılmama. edebiyat tarihinin ünlü intihal tartışmalarından biri sahneleniyor üzerinde. her şeye rağmen, kıymeti ya da yeri sonradan anlaşılan kitaplarından biri oluyor roman. bir şahaser olarak değil, dostoyevski’nin edebi dünyasının önemli aşamlarından biri olarak. bazı yönleriyle ise, düşünülenden daha önemli olduğunu öne sürebiliriz bugün. üzerinde durulması gerekiyor. bay golyadkin, önemli ve ilginç bir dostoyevski karakteri.
9. dereceden memur Yekov Petroviç Golyadkin, uzun bir uykudan saat sabah sekize doğru uyandı, esnedi, gerindi ve sonunda gözlerini tamamen açtı. Uyanıp uyanmadığından, çevresinde gerçekten neyin olup bittiğinden ya da neyin gerçek olduğundan -ya da her şeyin gördüğü karışık düşlerin bir devamı mı olduğundan- tam emin olamıyormuş gibi iki dakika yatağında yattı. Yine de Bay Golyadkin’in duyuları kısa sürede her günkü, alışıldık izlenimlerini yavaş yavaş ayrımsamaya başladı. Küçük odasının kirli yeşil, isli, tozlu duvarları, maun bir konsol, konsolun çevresindeki sandalyeler, kırmızı boyalı bir masa, yeşil çicek desenli kırmızı muşamba kaplı Türk işi bir sedir ve dün aceleyle çıkarıp tortop halde sedirin üzerine attığı giysileri gözüne gayet tanıdık geldi. Ve son olarak loş penceresinden kızgın ve ekşi bir suratla kendisine bakan gri, sisli, kirli sonbahar gününü, Bay Golyadkin’in bir masal ülkesinde değil, başkent Peterburg’da, Şestilavoçnoy Sokağı’nda, büyük sıra binalardan birinin dördüncü katındaki dairesinde olduğundan kesinlikle emin olmasını sağladı. Bu önemli keşfi yapan Bay Golyadkin, uyandığına pişman olmuş ve gördüğü rüyaya tekrar dönmek istermişi gibi gözlerini hemen yeniden kapattı. Ama bir dakika içinde, muhtemelen o ana kadar düzene girmemiş, dağınık düşüncelerinin etrafında döndüğü fikri nihayet sabitlediği için yatağından fırladı. Yataktan kalkar kalkmaz konsolun üzerindeki küçük, yuvarlak aynaya koştu. Aynada beliren uykulu, iyi göremeyen, saçları oldukça seyrelmiş yansıma, kimsenin ilk bakışta dikkatini çekmeyecek kadar silik bir görüntü olmasına rağmen, bu görüntünün sahibi halinden son derece memnundu. “Tanrı’ya şükür, dedi Bay Golyadkin sessizce, -Tanrı’ya şükür, bugünkü işlerimi aksatacak bir şey görünmüyor, ya bir aksilik olsaydı, -yüzümde bir sivilce çıksaydı ya da başka bir terslik olsaydı; şimdilik her şey yolunda.” Her şeyin yolunda gitmesine oldukça sevinen Bay Golyadkin aynayı aldığı yere koydu, ayakları çıplak ve üzerinde yatarken giydiği giysi olmasına rağmen pencereye koştu ve odasının baktığı iç avluyu, büyük bir ilgiyle, bir şeyler arayan bakışlarla taradı.
-ÖTEKİ/Peterburg Manzumesi, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Rusça aslından çeviren: Tansu Akgün, İş Bankası Kültür Yayınları, 1.Baskı Haziran 2010, İstanbul.
Etiketler: Dostoyevski

13 Aralık 2011, 10:59 pm |
Dostoyevski’nin novellası “The Double”ını pek severim ben, Neden “başarısızlığa mahkum” demişsin tam anlamadım o bakımdan…
Hatta özgünlüğüyle, Fight Club’ın ta o zamanlardan müjdecisidir bana kalırsa… Bir de Bertolucci’nin pek de bilinmeyen ilk dönem filmlerinden biri olan “The Partner” bu novelladan adapte edilmiştir – çekildiği sene olan 1968 olması bakımından içinde barındırdığı dönemsel liberteryan sosuyla birlikte tabii..
14 Aralık 2011, 10:54 am |
bende cok sevdim acikcasi, gec dönem eserlerindeki karakterlerin, raskolnikov’un, yeralti adaminin, versilov’un, starvrogin’in ya da ivan’in öncüsü gibi bay golyadkin. ama bu kitapta islenis bicimi, hikayenin kendisi, yazildigi zamanda böyle algilanmiyor.
kitabi yazdiginda dostoyevski, “insanciklar” cikmis, sasaali bir sekilde ilgi görmüs, kendisinden söz ettirmis bir yazardir. hizla acemi yazar konumundan kurtulmak, bir tür basyapit ile ününü taclandirmak istemektedir. böylece uc vermis olan edebiyat cevresinden kopusa da bir karsilik vermis olacaktir. yazarligi henüz belirsizdir, ünlenmistir ama okurlarin gözündeki yerini, sayginligini, agirligini elde etmemistir.
öteki’ni bu nedenle bir basyapit niyetiyle yaziyor dostoyevski. ama aldigi tepkiler, elestirmenlerin ve okurlarin yaklasimi hayal kirikligi oluyor. gogol’un “burun” adli hikayesininden sadece esinlenmemis, bir tür gogol naziresi gibi görülmüs hikaye, anlatinin yapisi, cümleler bir esinlenme degil bir calma olarak degerlendirilmis. sonraki baskilarda bu etkiyi kaldirmak icin romani yeniden elden geciriyor, benzerlikleri kaldirmaya calisiyor dostoyovski, ancak yeterli olmuyor. henri troyat, “dostoyevski” biyografisinde, öteki romanindaki fikrin ziyan edildigini ve romanin, dahice bir özenti olarak kaldigini söylüyor.
bay golyadkin, insanciklar’da ciktigi doruktan düsüsün baslangic noktasi gibi bu acidan.
bizimkiler, dedigi elestirmenlerle ve halk dedigi okurlarla arasi giderek aciliyor. kendi kendisinden hosnutsuzlasiyor, celiskileri derinlesiyor, tepkisellesiyor, kuskulaniyor hatta yazarligindan, acaba iyi bir yazar degil mi, acaba söyleyecek bir seyi yok mudur gercekten?
basarisizliga mahkum olmasindan söz etmemin sebebi bu, kitabin niteligi ile ilgili degil belki, basarisizliga mahkum ediliyor bir anlamda. o tartismayi bizim netlestirmemiz kolay degil, gogol etkisini, kitabin rus edebiyatindaki özgünlügünü, biyografilerde gördügüm sey dostoyevski’nin kendisinin de öteki romani icin bir tür hosnutsuzluk icinde olmasi, onunla daha sonra sürekli ugrasmasi, düzeltmeler yapmasi.
biz bugün yerli yerini bulmus, imgesi netlestirilmis bir dostoyevski okuma avantajiyla degil, okuma aliskanliklamizin degismis yapisiyla da okuyoruz, öteki gibi bir romani kavrayisimiz elbette kendi zamaninin meselelerinden tümüyle uzak durumda. bu acidan bence öteki romani, bu cift-kisilik meselesinde, kendisinden önce gelenleri taklit ediyorsa bile tamamen dostoyevski’ye özgü bir forma sokulmus, önemli bir roman sayilmali. “doppelganger” kavramina bir dostoyevski muhtevasi katiliyor, bay golyadkin üzerinde bu yüzden durmak anlamli olacaktir diye düsünüyorum.
“dövüs klübü” benimde ilk aklimdan gecti. hem edebiyatta, hem sinemada sanirim bu roman ile etkilesimli cokca örnek vardir. gecenlerde “ilk korku” adli filmi izlerken de aklimdan bu roman gecmisti. bertolucci’nin filmini bilmiyorum, kitaba iliskin bir yorum gelistirmeye calisirken arada bulup izlerim belki.