jazz
“niçin niçin niçin
kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin”
ismet özel
This entry was posted on Nisan 20, 2008 at 10:46 am and is filed under şiirler. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
You can leave a response, or trackback from your own site.
Nisan 21, 2008, 12:13 am üzerinde
Atlaktik, Pasifik ve bes kita. Kosmasi gerek, yetismesi gerek yazgisina. O sebeple olmesin. Hele kuyulara kardesleri tarafindan atilanlar hic olmesin, onlarin olumu Nil’in kurumasi, hayatin solmasi, siirin basini onune egmesi demek. Son olarak bir de Kibariye’nin validesi vezninden bir bedduam olacak, o bizi kor kuyularda merdivensiz birakanlar yok mu, Nepaldeki sumukluboceklere yem olsunlar, sehrin insanindan beter olsunlar. (Devreleri ha yandi ha yanacak Passive Apathetic)
Nisan 21, 2008, 12:12 pm üzerinde
Jazz’ın böyle bir soruyla bitmesi yıllar önce de şiiri ilk okuduğumda ziyadesiyle çarpıcı gelmişti bana, hatırlıyorum. O vakit bu sorunun neye müteallik olduğunu çözememiştim. Şimdi de çözebildiğimi söyleyemem. Fakat Jazz’ın başında ve sonunda bu “çocuk” durur öylece. Şiir kuyuya düşen çocukla başlar ve öylece biter.
Modern yaşamın tekdüze ilişkileri, yıpratıcı kaygıları, manasız dayatmaları vardır. Gündelik, doğal olmayan telaşlar ve sebep-sonuç ilişkileri içinde ömürlerimiz yitip gider. Bu böyle olunca aslında bize ait olan en nazik, en zarif, en değerli şeyi harcıyoruz demektir. Hayatlarımız değerlidir. (Çocuğun mercan saati?)
Hayat denen bu zerafeti yitirip yitirmemek bizim elimizdedir. Yani, bu modern kent yaşamı denen fasit daireden kurtulmak bizim elimizde gibidir. Fakat bu niçin gereklidir, gerekli midir?
Jazz’ın sonundaki bu bir kaç uca açık gibi duran soruyu ben iki şekilde anlamışımdır hep: Ya hayatlarımızı kurtarmak manasızdır, niçin kurtaralım ki.. Ya da hayatlarımızı kurtarmak için bize ne lazım gelir? (hayatlarımızı kurtarmaktan kasdım bu hırgürden, saçma sapan ilişkilerden, zulümden, adaletsizlikten, suni sebep-sonuç zincirlerinden kurtarıp kendimizi, adam gibi bir yaşam sürmektir)
Kendi adıma hep cevaplar aradım. Aramaya da devam ediyorum. Hayatımı bu çakallardan, bu çakal ilişkilerden de arındırmaya gayret ediyorum. Diğer yandan çocuk zaten kuyuya düşmüş aslında. Ben çıkarmaya çalışıyorum azizim…
Selametle.
Nisan 21, 2008, 12:13 pm üzerinde
Kuyudan çıkarmayı başarırsak bir de saat hediye etmek lazım gelir ona…
Nisan 21, 2008, 1:20 pm üzerinde
“nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam”
ama zaten çocuk kuyuya düşmüş. ama dibe daha değmemiş, döne döne, ivmelene ivmelene düşüyor… ya kuyu dipsiz, ya birileri kurtaracak ya altında da bir başka yerden giriş var ya da işte beklediğimiz şey, ölecek…
Nisan 21, 2008, 10:16 pm üzerinde
Ismet efendi buradaki “cocuk”la neyi imgeliyor? Kesin olarak bilinemez, saire sorup ogrenilmedikce. Bu anlamda herkes “cocuk”a farkli anlamlar yukleyebilir. Mesela, ben Turk-islamligi yukluyorum ve birakin cocuk olsun diyorum.
Nisan 23, 2008, 4:37 am üzerinde
Burda Bati’nin amprisist olasilikciligi ile Dogu’nun mutalkiyetciligin celismesini goruyoruz. Bati “mutlak olarak bilemezssin, olebilir” diyor. Doguyu temsil eden Ismet “ulan olur iste. Inat etme. Neden olmesin” demis…
Bir de cocugun olumunu isteme arzusu mu var ne? Niye olmesin? diyecegine, olmesin ne olur” desene be adam…
Nisan 23, 2008, 4:40 am üzerinde
Banu semsiyeni sevdim…Ama yesil olmaliydi diye beklerdim.
Ahmet Arif yesili…
Sus, kimseler duymasin.
Duymasin olurum ha.
Aydim yari gecede
Yesil bir yagmus sonra…
Yagiyor yesil.
Nisan 23, 2008, 9:16 am üzerinde
bence bu dizeler soru ve cevap….
soru: “Kuyuya düsen cocuk nicin ölmesin?”
cevap:”Evet, nicin ölmesin?”
böyle oldugu icin de cikissiz bir durum var ortada….cocuk zaten kuyuya düsmüstür, kayip dervisin dedigi üzre….dünyada-olmak olarak da alabiliriz bunu…..kendi kalbimizle kendi zamanimiz arasindaki sarkac püskürtür bizi dünyaya….belkide asil meselebu degil de yagmuru, selvileri zor durumda birakmaktir….ölür kuyuya düsen cocuk, daha ölmemistir…..yazgisina yetismesi ve sormasi gerektir yalnizca…irkiltmesi ve bilmesi gerektir….
nicin….
nicin, nicin nicin….
ama sorunun niteligini degistiremeyiz kanimca…yani, “kuyuya düsen cocuk nicin kurtulmasin” diye sorulsaydi, umutlu bir son olurdu bu elbette, ama geriye konusulacak fazla bir sey kalmazdi gibi….
Mayıs 6, 2008, 9:15 am üzerinde
Özel’in adını anmayın yahu. Neler yumurtladı duymadınız mı? Buna milliyetcilik demek bile saflığın daniskası olur.
Şunlara baksanıza: “Müslüman olmayan türk olamaz”, “Ben üstünüm, çünkü türküm”, “Kafirle çatışmayı göze alan türktür”, “Ateist türk olamaz”. Bu arada komünistliği de kimseye bırakmıyor, “Kelimenin aslına bakarsanız. Cemaatçi olanlar komünisttir. Ben nasıl gençliğimde komünist isem, şimdi de ehl-i sünnet vel cemaat, oradayım”.
İnsan neresiyle güleceğini şaşırıyor! Ama ırkçılığın bu kadarına gülünemez herhalde.
Mayıs 6, 2008, 9:53 am üzerinde
türk-islam sentezi yeni bir nane değil…ismet’inden sual olunmaz özel’in bu yola baş koyması da epey oldu…cemaat, iman ve üstünlük eşittir türk diyor başka bi şey demiyor epeydir….allahın kalın türk”ü ne olacak….”din ile imanın türklükte birleştiğini söylüyorum: bu bir şaka değildir”i çoktan yumurtlamıştı zaten….bu son konuşması için, geçen gün söylemişlerdi, “bak bak seninki uçuyor” diye, bakamamıştım…uçmuş gerçekten, uçuşuda kameralarca izlenmiş bu sefer;)……internette buldum konuşmaları….bence üzerinde durmaya bile değmez bu söylenenlerin….müslümanlıkla komünistliği birleştirme çabaları yeni değil….müslüman olup komünizmden rahatsızlık duymayan, dahası komünist olmakta sakınca görmeyen birilerinin olacağını düşünmek bana abes gelmiyor….ama özel’in “ehl-i sünnet komünist” tanımlaması beni güldürdü sabah sabah….cemaatcilik=(eşittir!) komünizm formülü ise, hem ucuz hem basit bir fikir…buna fikir denecekse…kayıp derviş ustanın içinden geçmiş olduğunu tahmin ettiğim sözlerle, “bi sus be kardeşim allahını seversen bi sus” diyeceğim sonuç olarak…
valla kalınlaşmış bizim türk iyice….
Haziran 28, 2008, 8:11 pm üzerinde
Merhaba,
zaman buldukça, geri dönüşlerle sitenizi okumaya çalışıyorum. İsmet Özel mısralarına takıldım kaldım yine ben.
“bi sus be kardeşim allahını seversen bi sus” serzenişini sözkonusu şairin malum fikirleri için ben de sık sık dile getirmeme rağmen, kendime şaşırarak görüyorum ki, Özel’in ben de mısralar, şiirler dolusu kredisi var ve şimdilik bitmezmiş gibi görünüyor. “Erbain”, “Bir yusuf Masalı” veya “Evet isyan” hatırına içimde şımarttıkça şımarttığım bir İsmet Özel var. İşte bundan; değil ona, değil buna, insan olan hiç kimseye yakıştırmadığım “milliyetçilik” zımbırtısını, sayıklayan İsmet Özel olunca “ya sabır!” çekerek izliyorum…
Haziran 29, 2008, 8:34 am üzerinde
zeynep merhaba,
kendine sasirmamalisin aslinda, özel”in siirleri sözkonsu olunca, ister istemez sinirsiz bir krediye sahibiz….siir ile sairini birbirine esitlememek gerekiyor zaten hic bir zaman….
hain okur!…
arada kacinilmaz bir bag ya da iliski sözkonusu olsa bile…isin bu kismi allahtan iyice belirginlesti de, cok sevdigimiz dizelerin yazarinin hic sevmedigimiz biri olmasinin önemi degisti….bu nedenle siirle aramiza girmemesi icin yazara bi sus be kardesim deme hakkimiz var…..
metinselcilerin topragi bol olsun !…..
ben bu aralar “mataramda tuzlu su“yu döne döne okuyorum mesela…bir arzu nesnesi olarak uzak bahsini actiktan sonra durmadan aklima gelen siir bu oluyor…
böyle iste…
Temmuz 1, 2008, 9:18 am üzerinde
Haklısınız, şair her kim olursa olsun; hiçbir zaman şiir ile şairi eşitlememek gerekir.
Ama yine de… Bu saatten sonra, mesela; “Münacaat” değerinde bir şiir yazamaz gibi hissediyorum…
Temmuz 1, 2008, 9:34 am üzerinde
Yeniden okudum da şimdi “Münacaat”ı, tek kelimeyle muhteşem! Böyle bir şiir sonsuza kadar yeter insana…
Temmuz 1, 2008, 5:35 pm üzerinde
sevgili zeynep,
simdi gidip yeniden okudum ben de münacaati….sarsilip geldim…..
özel”in böyle bambaska ve durmadan yeniden anlasilabilecek (tolga”nin deyisi ile sezilecek) siirleri inanilmaz gercekten….
bi sussa belki o sonsuzluga acilan siiri tükenmeyecek hic….
“bir zamandi,
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir genclik ölümü sakli kaldi bende”….
anlasilan sen birakmayacaksin bu siirlerden kacmaya…
birakmadigin icin tesekkürler….
surada (”en yobaz sitede” ) bir kac siirini kendi okuyor ismet özel…bakin bakalim kendi sesinden nasil….
Temmuz 2, 2008, 12:04 pm üzerinde
zaten bir şiiri en güzel, kendi şairi okuyor her zaman. yalnız, şiirde fon müziği sevmiyorum. müzikli olanı atladım, bir de klibi izlemedim, gözlerimi kapayıp, sadece dinledim : )
ve yine pek çok mısraya takıldım. mesela “amentü” de şurayı pek bi severim;
“meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar, çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, gide meselâ.
kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa her gün
merkep kiralayıp ta kazılan kökleri
forbes firmasına satan
babamdı.”
veya “sebeb-i telif”te;
başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
siz gidin artık
düşman dağıldı dedikleri bir anda
anlaşılıyor
baştan beri bütün yenik düşenlerle
aynı kışlaktaymışız…”
ya da “yaşamak umrumdadır” da;
“yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylân
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
yürüsem rahmet boşanacak
ve sana bir karşılık vereceğim.”
kacakkova hangi birini yazayım, o kadar çok ki. bende bitmez bu takılmalar. ben teşekkür ederim…