karpuz kabuğundan gemiler yapmak ve uzağa, hep uzağa, daha uzağa….
This entry was posted on Nisan 3, 2008 at 9:22 am and is filed under ikirciklilikler, masuniyetler. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed.
You can leave a response, or trackback from your own site.
Nisan 3, 2008, 9:53 pm üzerinde
Ne dehset bir adam o filmin yonetmeni. Kendi agzindan hayat hikayesini dinlemistim de bir programda, o kucucuk koyde, hic durmadan buyuyen, durtukleyen ve rahat birakmayan yetenegin kendisine yaptirdiklarini aklima sigdiramamistim.
Nisan 3, 2008, 9:54 pm üzerinde
pağii pağiii kombiööön diye soralım mı? şimdi paris epey uzak sanki
daha uzak neresi var ki bi istanbul bi paris..
Nisan 3, 2008, 9:55 pm üzerinde
o yönetmen en son kanserle uğraşıyordu, umarım iyleşir..
Nisan 4, 2008, 1:54 am üzerinde
Uzaga ve uzakliga iliskin daha yeni bir not birakmistim Budalaca’nin bloguna…Ilginc…
Akif Kurtulus’un siirine gonderme yaparak dedim ki “Evet evet uzaklik avutur. Hep avutur. Hic ulasilmazdir uzak. Hep duslediginiz gibi “guzel” duslediginiz gibi “yeni” ve lacivert renklidir…”
Nisan 4, 2008, 9:46 am üzerinde
dikdörtgenden adamlar yolu tutmuştu.
“uzak, kal” dediler. duvar çektiler.
ben ses çıkarmadım.
yerime otrudum.
boyakalemlerimi çıkardım, kağıttan kelebekler kestim, boyadım. gözlerimi sımsıkı kapattım. var gücümle üfledim.
hayalim dikdörtgenadamların üzerinden kanatlanıp uzağa gitti.
geçip giden bulutlar “işte böyle, banucum” dediler.
karpuz kabuğundan gemiler, kelebek kanadında hayaller, mektuplardan uçurtmalar, gagasında kurutulmuş çiçeklerle kuşlar, kibrit çöplerinden kağnılar, alınlarından öpülmelerin sıcaklığında sözcükler… hepsi rüzgarın yelesine tutunmuş uzağa, hem de çok uzağa gidiyorlardı… gördüm ben. gözlerimi açmadım uzun süre…
Nisan 4, 2008, 1:22 pm üzerinde
Bu mesajin yeri burasi degil. Hatta yayinlanmasa daha iyi olur. Nietzsche’den alintiyi cok sevdim. Tesekur etmek istedim. Hepsi bu..
Nisan 4, 2008, 2:03 pm üzerinde
alıntının ruhuyla tamamen örtüşmese de ben de okuyunca şu şarkıyı mırıldanmıştım;
“I was spinnin’ ’round a dead dial
Just another lost number in a file
Dancin’ down a dark hole
Just searchin’ for a world with some soul
This is radio nowhere, is there anybody alive out there?
This is radio nowhere, is there anybody alive out there?
Is there anybody alive out there?
I just want to hear some rhythm
I want a thousand guitars
I want pounding drums
I want a million different voices speaking in tongues
This is radio nowhere, is there anybody alive out there?
This is radio nowhere, is there anybody alive out there?
Is there anybody alive out there?”
b.springsteen
Nisan 5, 2008, 2:53 am üzerinde
ne kadar uzaga da atsan kendini, hep ayni yerdesin, hep ayni, hep.
Nisan 5, 2008, 3:54 am üzerinde
Sonra ben de su sarkiyi mirildandim son dokuzbinbesyuzsekiz gundur:
Hangimsin sen benim
Hangi rengine boyasam ki seni gözlerimin
Çingeneler keder topluyor biliyorum, ağlıyorum
Çingeneler yağmur bekliyor biliyorum, ağlıyorum
Gök soyundu mevsimlerden deniz oldu
Poyrazla ıslak ıslak yosun koktu
Ey uzak ihtimallerle dokunduğum
Giyinirken bütün cevapsız yüzleri
Neden yoktun
Neden yoktun
metin-kemal k.
Nisan 5, 2008, 10:08 am üzerinde
Icinden birsey tut dendiginde en cok “uzak” tutan yersizyurtsuz ruhlar icin,bir dize de benim aklima geldi;
“birkez varilan yer artik uzak degildir
gidilir buradan da gidilir”.
M.Mungan
Nisan 5, 2008, 9:27 pm üzerinde
eyvallah cümleten….
ahmet ulucay “dehset bir adam” valla….
uzaginsa bir aciklamasi yoktur malum, sair sözü…
Nisan 9, 2008, 6:03 am üzerinde
“Kendisinden uzak kalmış olanlar çok bağırır.” (O.Asaf)