Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mahur Beste’sini ilk ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum, ama şimdi yeniden okuduktan sonra (kitabın oldukca eski bir basımını Berlin’de bir kütüphanede buldum), oradaki o tuhaf bitişi, dahası bitmemişliği, karakterler yeni ortaya çıkıp olaylar ve bağlantılar şekillenirken, kitabın öylece, anlatıcının kahramanına mektubuyla bırakılışını tuhafsadığımı hatırlıyorum.
Ardarda dizilen portlerden oluşan bir anlatı sanki. Elbette bu portlerin her birinde, tanzimattan sonraki tarihsel toplumsal sürece ilişkin bir bakış ortaya konulmaktadır. Doğu-Batı sorunsalı ve Tanpınar’ın zaman mefhumuyla olan bağlantısını ortaya koyan bir anlatı aynı zamanda Mahur Beste. Yakın bir okumayla bu meselelere dair, önemli çıkarsamalar yapılabilir. Şu “yekpare zaman” ile “taksim kabul etmiş zaman” mesela fazlasıyla üzerinde durulabilir nitelikte bir meseledir. Ya da, kültürümüzü yanmış konağa benzetmekle, o konağın yanmışlığına rağmen geride kalan şeye benzetmek arasındaki, doğu batı tartışmasına -Tanzimat’tan Cumhuriyet’e evrilen zaman boyunca (İsmail Molla, Ata Molla ve Sabri Hoca şahıslarında) belirli portler aracılığıyla nasıl bakıldığına odaklanmak mümkün. Toplumsal ve kültürel yapının değişimi, o değişimin bireylerde meydana getirdiği etkiler üzerinde aktarılması ve o değişime verilen tepkilerin sunumu, Tanpınar’ın ustaca yerine getirdiği meselerden birini oluşturuyor. Bir toplumun ve bireylerinin bu değişim içinde kendiliği sorunu sanıyorum Tanpınar’ın temel motiflerinden biri olarak belirtilebilir. Türkçe edebiyatın vazgecilemeyen, geçilmesi de olanaklı görünmeyen ana meselesine, “doğu-batı sorunsalı”na Tanpınar’ın sunduğu çeşitli portler var bu kitapta değerlendirilebilecek -”batılılaşma”, “ulusal kültür”, “kültürel kimlik”, “sahicilik” vs.. Nurdan Gürbilek’in değişiyle (bkz. “Kör Ayna,Kayıp Şark“), edebiyata yön veren endişelerden biridir bu sorunsal, ve Tanpınar bunun önemli temsilcilerinden ve taşıyıcılarından biridir.
Bu kitabı, belkide, Tanpınar’ın sonraki eserlerine, mesela Huzur’a doğru gelişen yazarın ilk adımlarından biri olarak anlamak gerekir. Zira burada kitaba adını veren Mahur Beste hem “Sahnenin Dışındakiler”de, hem de “Huzur”da bir ana roman kahramanı gibi belirir. Mahur Beste adlı bir beste vardır, hatta Tanpınar kitabını bu bestenin sahibine (Eyyubi Bekir Ağa) adar, ama kitapta bu esinlenmeye rağmen bahsi geçen mahur beste, kurmacaya dahil olur ve başka bir hikaye ile belirir (RomandaTalat bey’in kendisini taldatan karısı için Neşatin’nin bir beytinden bestelediği makam). Tanpınar’ın kitaplarında muziğin yeri ve Mahur Beste’nin bir anlatı karakteri gibi belirişinin boyutları değerlendirilebilir.
Ama benim buraya dair söyleyebileceğim bir şey yok, dolayısıyla kitabın ‘yarım kalmışlığı’na döneceğim. Sondaki mektubun durumu hepten tuhaf kıldığını belirtmek isterim hemen. Anlatıcı bu mektupta, kahramanına, kendisini hiç de unutmadığını, bunun bir yanlış anlama olduğunu ısrarla söyler. Mektuptaki varsayıma göre, yazar, “bir insan hayatını (Behçet bey’in hayatı) romanlaştırma” denemesi yapmaktadır. Anlatıcı burada bir ara verdiğini ama hiç de eserini yarım bırakmadığını iddia ederek mektubunu ve kitabı bitirir. Mektup romanı orada, eksik bırakmadığını ve hiç de bıkmış olmadığını sşylediği bir mektupla sonlanmakta ve tam böyle olduğundan, bitmemişliğiyle kalmış olmaktadır……
Burada edebiyat kuramı açısından bitirilmemişliği (ya da bitmemişliği) ve eksikliği vurgulamak isterim özellikle. Bu bir “eksik metin” vakası mıdır, ya da “temsili sorunsallaştırma” denemesi midir ve o yönden ele alınıp değerlendirelebilinir mi, emin değilim (bkz. Lacancı eksik’in edebiyat kuramında ‘eksik metin’ olarak değerlendirilişi acısından Jale Parla’nın mükemmel kitabı, “Don Kişot’tan Bugüne Roman“) . Eğer buradan değerlendirilebilirse, bir tür postmodern roman örneği ile karşı karşıya olduğumuzun hemen altını cizebiliriz.
Bir yanıyla ise, Tanpınar’ın, sanki karakterinden sıkılmış da kitabı öylece bırakmış gibi bir hali vardır. Sondaki mektup bu durumda, gözden çıkarmaya da kıyılamayan romanın kurtarılması ve öylece bırakılması için bir bahanedir adeta. Bu bitmemişliği nasıl değerlendirmek gerekir ben yine bilemedim açıkcası. Tam yoğunlaşmak üzereyken sizi orada bırakan bir kitap, ama bu okunmaya değer olmasını değiştirmiyor……
Etiketler: ahmet hamdi tanpınar, edebiyat, eksik metin, mahur beste, roman
Aralık 8, 2007, 5:19 pm üzerinde |
tanpınar ve belirsizlik ve yarım bırakılmışlık. aslında huzur da böyledir.tanpınar romancının bir numaralı sapkınlığını yani tanrılık iddiasını göze sokmayı en iyi yerine getirenlerdendi..tanpınarın romanlarının anatemasını oluşturan toplumsal ve kültürel değişmelerin niteliğini düşünecek olursak bu toplumun trajedisi değil midir ağız tadıyla bir şeyi sonlandıramamak…belki bunu da gözümüze sokmak için mahur beste…”bırak öyle kalsın”ın tercümesi gibi.
gittin amma ki kodun hasret ile canı bile
istemem sensiz olan sohbeti yaranı bile
neşati.
Aralık 10, 2007, 9:50 am üzerinde |
haklısın heralde galiba sanırsam…..