tabutta rövaşata
türbünlerdeki meksika dalgası gibi bu mim dalgaları.bi başladı mı gidiyor. bu sefer ki mim konusu kendinizi anlattığını düşündüğünüz dizeleri yazmaktan oluşuyor. zor mesele. akşamdan sabaha değişiyor/değişecektir zira bu dizeler. hatta bir saatten diğerine. diyelim rakının birinci kadehinde başka dizeler anlatıyor beni, üçüncüde başka, beşinci de başka, ne olacak şimdi anarşit efendi. peki ya vinçleri ararken aklıma gelenler? hangisi beni anlatır ki? ‘ben’ hangisiyimdir ki? neyse yapacağız bi güzellik. tuhaf bi şekilde “ben ruhi bey nasılım?” takılıyor bu sıralar dilime. “sarı bir çarşambadan kahverengi bir cumartesiye” zaman, yere dökülen bir un sessizliğinde gidiyor ya, belki ondandır. uzakları özlemekten ya da belki. neyse ne işte fakat ruhi beyden yazmayacağım. f.c‘nin pasını şöyle bir rövaşata ile değerlendirmek niyetindeyim.
hüseyin kıran’dan dizeler:
(…)
ben keramet sahibi araçlara bindim utandım
ben kitaplardan ve duvarlardan varım
nefret bağdaş kurmuş kaburgalarımın arasına
en çok işlek tabiatımdı, küfrettim
özenle beslediğim ince cinnetim
şikayet etse beni tuhafsamam
çünkü yazık, yaşayan yerlerimle varım
(…)
___________________________
Ekim 17, 2007, 9:04 pm üzerinde
[...] 11:58 pm Guardado en: edebi, hiç, pass, şahsî uğruna sayfalarca post eskitebileceğim bir pas atılmış bana..kaçakkova’dan..sağolsun, varolsun.. şiir diyorlar hectorcuum şiir!..daha [...]
Ekim 17, 2007, 9:04 pm üzerinde
çok hızlıyım ben ya
valla ya
Ekim 18, 2007, 6:03 pm üzerinde
Madem ki böyle azizim, size Cemiyette Pişiyorum’un müthiş parçası Mutant’ı armağan ediyorum. Hayrını görün =)
Ekim 20, 2007, 10:33 am üzerinde
[...] nedir hadise? Şudur: Zoitsa Edi‘yi, o da Friedrich Camus biladeri mimlemiş. Sevgili F.C., Kaçakkova abiye “hadi bakalım” diyince o da şöyle bir etrafına bakıp bizi görmüş [...]
Ekim 20, 2007, 6:10 pm üzerinde
Hüseyin Kıran şiirlerini okumak şart oldu arkadaş.
)
Sağolasın Kacakkova (sana da böyle seslenmek yordu beni. abi bak benim ismim ömer. bana ömer diye seslenebilirsin yani artık
Ekim 20, 2007, 6:13 pm üzerinde
gerçi bu “derviş thelost” ya da “thelost” veya “thelosthighway” yorgunluğu bir bakıma aslında. aha burdan da duyurmuş olalım hadiseyi böylelikle aleme
(derviş thelost fena diil aslında. ehuehehu)
Ekim 21, 2007, 10:09 am üzerinde
bana kisaca “kacak” de üstat….
ben sana dervis thelost demek isterim…..
ömer demek simdi pek bi acayip olacak sanki…..
Ekim 21, 2007, 2:44 pm üzerinde
“Kayıp Derviş” demeyi tercih ederim ben efenim.
Ekim 21, 2007, 5:46 pm üzerinde
Yapmayın Metin bey. Siz kayboldunuz önce efenim.
Ekim 21, 2007, 5:52 pm üzerinde
hem keşke kayıplara karışabilsem…
Ekim 22, 2007, 10:44 am üzerinde
Efenim ben felsefi arkaplanını gözeterek “Kayıp Derviş” demeyi yeğleyeceğimi belirtmek istemiş idim. Becerememişim, affola. Valla işin aslına bakılırsa iki kelime birbirine de pek bi güzel uyuyor. Hele de hem kayıp (hatta gaib), hem de derviş olabilmek ne de hoş olurdu…
Sevgiler.
Ekim 22, 2007, 6:34 pm üzerinde
hımm. yanlış anlamışım. ben özür dilerim.
evet hoş olurdu kayıp bir derviş olmak…
Ekim 22, 2007, 6:56 pm üzerinde
“kayıp derviş”….vay be…….gerçekten etkileyici,bi sürü çağrışımları var…… ama “derviş thelost”un göndermesi daha fazla sanki…..ikilemde kaldım bende bak şimdi…..
Ekim 22, 2007, 10:25 pm üzerinde
abi karar verin artık. kimlik bunalımına giricem. kimim ben? neyim, nerdeyim yahu?
Ekim 23, 2007, 10:53 am üzerinde
üstat referanduma mı gitsek ne yapsak…..
Ekim 30, 2007, 2:01 pm üzerinde
Gidelim valla. Hiç değilse ne sorulduğunu biliyoruz!