Önce haberi Tolga‘da okudum. Sonra internette tarayınca başka yazılarla da karşılaştım. Aklıma ilk gelen Albert Camus’nün, “felsefenin önemli tek bir sorunu vardır:İntihar” değişi oldu. İşte bir düşünür daha soruna belirli bir cevap vermiş diyesim geldi. Müstear adıyla André Gorz karısıyla birlikte ve dahası karısının acılarına son vermek üzere intihar etmişlerdi. Böyle bir intihar, geri kalanların algı düzeneklerini şok edecek niteliktedir. 20. yüzyıl düşünürlerinde böyle gitmeyi tercih edenler, saymaya kalksak oldukça fazla. Ölüm meselesi, düşüncenin sınır durumlarından birini oluşturduğundan üzerinde konuşmak zor ve belki olanaksız. Ölüm her tür simgeselleştirmeye direnir ve boşa çıkarır. Hakkında konuşulamayan hakkında susmalı bu yüzden. Geriye kalan ölümün simgeseleştirilmiş biçimidir ve konuşulabilir, üzerinde düşünülebilir olan odur: Ölümün estetize edilişi ya da etik bir mesele olarak ölüm. Gorz, ölüm anında karısının yanında olmak, onu yalnız bırakmamak istemişti belki; ya da belki de onun ölümünden sonra kendi yalnızlığından kurtulmak, kendini yalnız bırakmamak istemişti aynı zamanda. Birlikte ölmek, ölmeyi seçmek, birlikte ölmeye karar vermek hayli zorlu ifadeler olarak görünüyor. Heidegger, basit ama etkileyici bir şey söyler: “Herkes yalnız ölür” der. Her tür simgeselleştirmenin ötesinde ölüm yegane gerçek‘tir diye eklemeliyiz buna. Buradan bakınca ‘birlikte ölmek’ denilen durum üzerine belki bi daha düşünmek icab etmektedir. Ölümün estetize edilişi ya da etiği üzerine bi kez daha. Öte yandan insanın yaşamına son verme kararı belki de tek ‘özgür‘ ve ‘iradi‘ kararıdır. Burada adeta son bir simgeseleştirme girişimiyle bütün Simgesel Düzen iptal edilmektedir -herşeye Hayır.
Düşünür Gorz’un çalışmaları ve yaklaşımının anlaşılmasında, onu “radikal özerklik filozofu” olarak değerlendiren Ahmet İnsel’in yazısı okunabilir.
Ekim 9, 2007, 2:48 pm üzerinde |
Bayağı oluyor intihar edeli. Sayfaya yazacaktım 2 hafta önce falan ancak vakit bulamadım ben de. Özellikle “iktisadi aklın eleştirisi” ve “yaşadığımız sefalet” isimli kitapları değerlidir. Boş zamanın kontrolü hikayesi üzerine de çalışmışlığı vardır. Sosyalist Sol bu tarz adamları genelde ortodoksiden uzak olduğu için kıyıya köşeye atma gafletinde bulunmuştur. Camus’un dediği gibi ne yaparsak yapalım sonunda tartışmalarımızın yaşamın sınırına gelişine kitlenmesi demek olan ölüm ve her adımda yaptığımız ve tartışmadığımız bir yaşamdan yana tercihin sorgulanması. Aslında en temel nokta. Gerçi gözlemlediğim kadarıyla fenomenoloji geleneği durumu biraz böyle algılıyor. Neyse, Gorz tercihini yaptı. Sartre’ı seçti galiba
Ekim 9, 2007, 6:47 pm üzerinde |
tansel abi
ben gazete okumayan tv izlemeyen biri olduğumdan geç ve tesadüfen haber alıyorum….arada bir gider sevdiğim bir iki yazara bakarım ne demiş diye…
benim gorz’dan okudugum tek kitap “elveda proletarya” adlı kitabıydı….
solun itip kaktıklarından biriydi bir bakıma gorz…..bu kitabında gayet açık olarak proletaryayla vedalaşmasını temellendiriyordu…..
ama ben temellendirme derdinde değildim, takip etmemiştim sonrasında……
dediğin doğru eğer bir seçimden bahsedebiliyorsak, gorz’un tercihiyle sartre’a göz kırptığını da söyleyebiliriz……
Ekim 10, 2007, 12:57 am üzerinde |
Sartre, “Camus’nün Ölümü Üzerine” isimli yazısında benim tüylerimi her daim diken diken eden bir cümle kuruyor: “Bu ölümün kendine özgü bir rezaleti var.”
Tarih Ocağın Dördü ve Ben Sartre, Gorz da Camus olsaydı; tam olarak böyle bir cümle kurardım.
Bi de bu yazının yazıldığı gün Che’nin ölüm yıldönümüydü tabii..
Ekim 11, 2007, 9:45 am üzerinde |
“bu ölümün kendine özgü bir rezaleti var”……
evet geride kalanları bi sekilde huzursuz eden, ölümle çok dolaylı olarak karşılaşmayı dayatan bir rezalet…..
binbaşıya şahsi olarak bir selam yollayalım buradan…..
anma ve kutlama işlerine kesin olarak iştirak etmiyorum hiç…..